AnadoluJet Magazin

Zeugma Efsaneleri

Nizip ilçesi Belkıs köyünde bulunan Zeugma antik kenti, Gaziantep’in yakasına taktığı birbirinden güzel ve değerli hikâyelerle işlenmiş; mitoloji kokan, mozaikten yapılan bir broş gibi. Bu ziynetin zarafeti tarihî motiflerinden, nostaljisi de efsanelerinden kaynaklanıyor.

Fırat Nehri, Taş Devri’nden itibaren rengârenk bir yelpaze gibi, birbirinden farklı insan topluluklarına ev sahipliği yaptı. Nehir, iki yakasında halkları, nevi şahsına münhasır kültürleri, özgün dilleri olan şehir devletlerini misafir etti. Bunların en heybetlilerinden biri, Büyük İskender’in generallerinden Seleukos Nikator’un MÖ 300’de kendi adıyla kurduğu “Selevkia Euphrates”ti. Ardından Kommagene Krallığı şaşaalı bir hükümranlık sürdü. Ancak “Altın Çağ”, Roma İmparatorluğu’nun bölge topraklarını kendine bağladığı dönemde yaşandı. Kent, Fırat Nehri’nin şanına yaraşır şekilde geçit, köprü anlamına gelen “Zeugma” olarak adlandırılmıştı. Antakya’dan Çin’e uzanan İpek Yolu üzerinde bulunması ticareti ihya etti, halkı zenginleştirdi. Şehre ait, bir tarafında şans tanrıçası Thyke’nin tapınağı, diğer tarafında Roma kartalı olan sikkeler, mühür baskılar yapıldı. Her anlamda refah içinde olan Zeugmalılar, asalet göstergesi olarak yüksek, manzaralı yerlere villalar yapmaya başladılar. Bahçeleri heykellerle, duvarları fresklerle, tabanları binbir çeşit mozaikle bezediler. Villalar isimlerini içlerindeki mozaiklerde anlatılan efsanelerden aldı, bu topraklar sanatçılara ilham kaynağı oldu…

Zeugma’nın saltanatı, Sasani saldırılarıyla son bulmuştu. Anadolu beyliklerinin kuruluşu, Osmanlı dönemi derken toprak altında sessiz sedasız bekleyiş geride bıraktığımız yüzyılın 90’lı yıllarına kadar sürdü. Gaziantep Müze Müdürlüğü ve arkeolojik kazı ekipleri çalışmalara başlamıştı. Fakat 2000 yılında taşan Birecik Barajı, antik kentin üçte birinin üzerine Fırat’ın derin sularından bir halı örttü.

Büyük bir çaba ve özveriyle sürdürülen kazı çalışmaları sonucu elde edilen mozaikler ve buluntuların, villaların orijinal yapısı gözetilerek sergilenmek üzere 2005 yılında Mozaik Müzesi’nde yeniden hayat bulması, Zeugma için bir şeylerin değiştiğinin göstergesiydi. Haydi o zaman ziyaretçilerin bakmaya, dinlemeye doyamadığı efsanelerden birkaç tanesini anlatmaya başlayalım.

“Çingene Kızı”ndan Europa’ya

Önceliği Zeugma ile özdeşleşen “Çingene Kızı” mozaiğine verelim. Mainad Villası’nın yemek odası tabanında bulunan bu mozaikten geriye, eşarbının altında ortadan ayırdığı saçları, iç içe geçmiş halka küpeleri, hüznün ve tebessümün izleri olan hülyalı gözleriyle bir genç kızın başı kalmış sadece. Kızın hikâyesi, dudaklarıyla beraber, kaçakçıların çantasında silinip gitmiş fakat onu gören herkeste bıraktığı tesir benzersiz olmuş. Çingene kızına benzetildiği için bu şekilde anılırken, mozaiğin kenarındaki asma filizler, peri kızı Mainad’lardan olabileceğine dair ipucu verince, villa bu ismi almış. “Çingene Kızı”nın bir diğer özelliği de Leonardo Da Vinci’nin “Mona Lisa” tablosu gibi, nereden bakarsanız bakın, sizinle göz göze gelmesi.

Poseidon Villası’nın süs havuzunda yer alan mozaiğin hikâyesi de oldukça ilginç. Efsaneye göre, oğulları Akhilleus’un Troya Savaşı’na katılmasını istemeyen ailesi, onu kadın kılığına sokarak saraya göndermiş. Saraydaki kadınların arasına karışan genç adam hayatından pek memnunmuş. Bir kâhinle görüşen Odysseus, Akhilleus savaşa katılmadığı sürece kazanmalarının mümkün olmadığını öğrenince bir plan yapmış. Satıcı kılığına girip soluğu sarayda aldıktan sonra, bir tarafa kumaşlar, mücevherler; diğer tarafa kılıçlar, silahlar sermiş. Savaşçı ruhu açığa çıkan Akhilleus, kendini tutamayıp kılıçlara uzanınca kimliği açığa çıkmış. İşte bu mozaik o anı tasvir etmektedir.
Bir başka yemek odasının tabanında bulunan mozaikte ise, Daidalos ve oğlu İkaros’un efsanesi anlatılmış. Baba-oğul, hapsedildikleri labirentten kaçmak için penceredeki kuş tüylerini, arı peteğindeki bal mumunu kullanmışlar. Yaptıkları kanatlarla havalanırken, Daidalos oğlunu güneşe yaklaşmaması için uyarmış. Fakat oğlu özgürlüğün coşkusuna kapılıp yükseldikçe yükselmiş, ta ki güneş kanatlarındaki balmumunu eritene kadar. Yükseklerden düşen İkaros, karıştığı deniz sularına bedeniyle beraber adını da bırakmış.

Son efsanemiz Europa Villası’nın taban mozaiğinde gizli: Güzeller güzeli, doğa âşığı Europa’nın kaçırılışı...Kırlarda dolaşan genç kıza gönlünü kaptıran Zeus, bir boğaya dönüşüp önünde diz çökmüş. Genç kız onu şefkatle sevip kırlarda dolaşmak için sırtına binmiş. Bir anda hızla koşmaya başlayan boğa, dile gelip aslında Zeus olduğunu söyleyince, Europa korkmuş. Sıkı sıkı tuttuğu boynuzları bırakıp kendini yere atmış. Düştüğü toprağın bulunduğu kıtaya o gün bugündür Europa deniyor.

Zeugma’nın efsaneleri anlatmakla bitmez. Bir gün yolunuz Zeugma Müzesi’ne düşerse, savaş tanrısı Mars’ın meşhur bronz heykeli sizi ağırlamaktan, diğer efsaneleri anlatmaktan mutlu olacaktır…

Online Bilet