AnadoluJet Magazin

Keyifli Bir Mola Kuzguncuk

Boğaz’ın şirin köşesi Kuzguncuk, naif bir hayatı özleyenler, eski İstanbul’un yaşayan hâlini görmek isteyenler için bir nostalji durağı.

Dizi tutkunları için “Ekmek Teknesi”, “Perihan Abla” deyince buralar gelir akla, yani Kuzguncuk. İki katlı nohut oda bakla sofa tarihî evler, merdivenlerle çıkılan deniz manzaralı, huzurlu sokaklar... Baharda çiçeklenen erik ağaçları, kuyruk sallayarak yolunuzu kesen pek muhabbetli köpekler, karınları tok gururlu kediler... Hepsi Kuzguncuk’tur. Hatta dizilerden daha fazla Kuzguncuk...

Dizilerin peşinden Kuzguncuk’a gelenler kendilerini umduklarından farklı bir yerde bulur. Çocukluklarında... Kuzguncuk’a gelen, çocukken çıktığı erik ağaçlarını, kapı zillerini çalıp kaçtığı komşuları hatırlamadan dönmez geri. En azından, yaşları 30 üstü olanlar… Gençler içinse biraz “köy” havasıyla İstanbul taşrası, bir Akdeniz ya da Ege kasabasından önceki son durak, kentin gökdelenlerine uzaktan bakan penceredir.

Kuzguncuk’ta olmak iyimser bir hava estirir insanın içinde. Çayınızı daha bir keyifle yudumlar, gökyüzüne daha bir huzurla ve teslimiyetle bakarsınız. Koskoca dünyanın içindeki koca Asya kıtasının, dillere destan İstanbul şehrinin küçücük Boğaz köylüsü Kuzguncuk sizi teslim alır kısa zamanda. Sanki dünyanın dışında bir yerde mola vermişsiniz de, her şey uzakta kalmış gibi...

Öğlen saatinde ezan sesleri çan sesleriyle karıştığında, dünyayı kurtaracak bütün duaların kendi usullerince Yaradan’a gönderildiğini duymak, insanın içini ısıtır, güven duygusu verir. Camisi Ermeni kilisesinin bahçesine yapılmış, sinagogu Ortodoks kilisesiyle komşu kaç semt vardır? Kuzguncuk, dinlerin ve bu dinlere mensup insanların yan yana durduğu yerdir.

İnsan neye ihtiyaç duyar? Paranın ve gücün bütün ihtiyaçlarını karşılamadığını bilenler, dostlarla zenginleşen, huzurlu bir çevre diye cevap verecektir bu soruya... Kuzguncuk’a gelip ilk seferde âşık olanların kalbini çalan da budur. Bir Ertem Eğilmez filmi izler gibi önünüzden geçen insanların sıcak konuşmalarına kapılır, kendinizi yıllardır onları tanıyormuş ve orada yaşıyormuş gibi hissedersiniz. Kim ameliyat olmuştur, kim bir yakınını kaybetmiştir, kimin kızı evlenmiştir, Kuzguncuklu bilir. Yaşanan bir peri masalı mıdır? Elbette hayır. Ancak ideale yakın bir yaşam sunar Kuzguncuk. Sokakları burada yaşayanların adeta oturma odasıdır.

Kuzguncuk isminin sebebi, semte dadanan küçük bir kuzgun mudur? Evliya Çelebi’ye göre bu sorunun cevabı “hayır”. Çelebi, bu güzel köyün isminin Fatih Sultan Mehmet döneminde buraya yerleşen Kuzgun Baba adlı bir veliden geldiğini yazar. Başka kaynaklar II. Justinos (565-578) tarafından yaptırılmış altın yaldızlı kiremitlerle kaplı bir kilise nedeniyle Hriskoramos yani “altın kiremit” adıyla anıldığını, sonra Kosinitza denildiğini de söyler. Ne gam! En sevilen ismin Kuzguncuk olduğunu anlamak için tabelalara bakmak yeter. Kuzguni, Kuzgun, Kuzguncuk... İcadiye adlı ana caddede benzer isimler sıkça zikredilir.

Boğaz’ın bu sakin bölgesinde ilk yerleşimin 17’nci yüzyılda Avrupa’dan İstanbul’a gelen Musevilerle başladığı söylenir. Rumların, Ermenilerin ve Türklerin de yerleşmesiyle mozaik tamamlanır. Günümüzde yazarlar, sanatçılar da ikamet eder Kuzguncuk’ta, yüzyıllardır burayı mesken tutan Anadolu insanı da. Bu mozaiği de pek çok detayda görebilirsiniz: Evrenye pazarında satılan ürünlerde, 29 Ekim kutlamalarında sokaklara taşan halk oyunlarında, kahvede sohbet edeceğiniz yaşlı bir amcanın konuşmasında…

Sokakları Adımlarken

Kuzguncuk denince Kuzgun Acar’ı, Can Yücel’i, Sevim Burak’ı anmamak, sabah saatlerinde semtin kedilerini besleyen Füsun Onur’u düşünmemek, “Fakat Kuzguncuk şirin yerdir” diyen Nâzım Hikmet’i hissetmemek olmaz. Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna” sını, Gülsüm Cengiz’in “Boğaz’daki Mutlu Çocuk”unu okumak gerekir... Yok ben okumadan da gezerim diyorsanız, buyurun! Adımlarınız sizi bir güzellikle illaki buluşturacaktır.

Diyelim ki Kuzguncuk’a geldiniz, şöyle bir dolaşmak istediniz. İcadiye’den denize dik yukarı doğru çıkarsanız Fıstıkağacı’na varırsınız. Kıyıdan yürürseniz bir yanı Üsküdar, diğer yanı Beylerbeyi’ne gider. O güzelim tarihî evleri keşfetmek için her sokağa girmeniz, yokuşları tırmanmayı göze almanız gerekir. Dalıp sağa giderseniz yokuşlar sizi Fethi Paşa’ya, sola giderseniz Nakkaştepe’ye savurur. Küçük vadinin içinde kaldığınızdan emin olun, Kuzguncuk işte tam burasıdır.

Birbirinden şirin kafeler, esnaf lokantaları, tasarım dükkânları, sanat galerileri... Kuzguncuk’u kendi ruhuna uygun biçimde, belli bir sıralama yapmadan, dilediğiniz gibi gezin. Ama gezerken sakın ola ki bazı yerleri es geçmeyin: İstanbul’un dışarıdan kubbeli yegâne Ermeni kilisesi Surp Krikor Lusavoriç ve bahçesindeki Kuzguncuk Camisi, içini gezemeseniz de ihtişamlı kapı süslemelerini görebileceğiniz Bet Yaakov Sinagogu; çan kulesi, ayazması ve bahar aylarında açan gülleriyle Hagios Panteleimon Kilisesi…

Sahilden her iki yöne yapacağınız 5-6 dakikalık kısa yürüyüşler de sizi mutlu edebilir. Paşalimanı’na yürüyenler Boğaz’ın güzellerinden Fethi Ahmed Paşa Yalısı’nı görebilir, halka açık korusunda çay içip soluklanabilir. Kuzguncuk’tan Beylerbeyi’ne yönelenler ise ahşap minareleri, saçaklı şerefesiyle yalı camilere güzel bir örnek olan Üryanizade Camisi’nin mimarisine hayran kalarak manzaranın tadını çıkarabilir.

Unutmadan söyleyelim: Meşhur Marko Paşa’nın kabri de Kuzguncuk’ta… Gitmişken derdinizi anlatıp içinizi dökebilirsiniz…

Yazar : Sibel Kilimci – Foto : Murat Gür

Online Bilet