AnadoluJet Magazin

Denizden Tarlalar

Dağların denize paralel uzandığı Karadeniz’in sarp coğrafyası yöre insanının geçimini tarımdan sürdürmesine çok nadir izin verir. Bu nedenle Karadeniz’in büyük bir kısmı rızkını denizin nimetlerine bağlamıştır. Balık sezonu açıldığında binlerce insan için sevimli takalarıyla Karadeniz’e açılma vakti gelmiş demektir. “Vira Bismillah” diyerek ekmeğinin peşine düşer Karadenizli balıkçılar.

Geçmişten beri denizi tarlaları olarak görür Karadenizli balıkçılar. Pek çoğu dip görüntüleme teknolojileri ortaya çıkmadan önce, tecrübelerinin ışığında geleneksel yöntemlerle deniz tabanındaki şekilleri bile hafızalarına kaydetmiştir. Bilgiler babadan oğula, ustadan çırağa aktarılmış, Karadeniz’in gözü pek balıkçısı, ağını nereye ve kaç kulaçta sereceğini bilmiştir. Sisli havalarda, tanımadıkları sularda avlanırlarken tabiattan da yararlanmışlardır. Av yerlerini belirlemek veya denize serdikleri ağları toplayabilmek için çoğu zaman kerteriz tutmuşlar, karada bulunan bazı yerleri dikkate alarak yönlerini tayin etmişlerdir. Avın bereketli olması için bu yön tayinleri oldukça önemlidir. Teknolojinin geldiği noktaya rağmen atadan kalma bu yöntemlere günümüzde de başvurulur.

Balıkların karakteristik özelliklerini tanımak da balıkçılığın olmazsa olmazlarındandır. Balıkçı, hangi balığın ne zaman ve nerede olacağını bilmelidir. Gece balıkçılığı ise başka bir âlemdir. Denizdeki parıltının ay ışığından mı yoksa balığın pullarından mı kaynaklandığını, deniz yüzeyine taş atarak ya da sopaları ile vurdukları suyun oluşturduğu dalgaları izleyerek öğrenirler.

Çoğunlukla her balıkçının belirli bir avlanma alanı vardır. Örneğin Akçaabat üzerinde Panavra adası olarak adlandırılan mevkide bir tekne görürseniz Vedat Akgün’ün ava çıktığını anlarsınız. Panavra adası balıkçılar arasında “Vedat’ın adası” olarak bilinir. Burada başkası ağ sarmaz. Ancak mevsim şartlarına ve balığın göç yönüne göre avlaklar değişebilir. Geçmişte balıkçılar için avlak alan batıda Zonguldak’tan Sinop’a, doğuda ise Türkiye’nin bugünkü sınırlarının ötelerine kadar giderdi. Günümüzdeyse artık kendileri için belirlenen alanların dışında avlanabilmek için özel izinler almak zorundalar.

Kestane Karası

İşinin ehli balıkçılar havanın bozacağını, balığa çıkılıp çıkılamayacağını aydan, bulutlardan ve rüzgârlardan anlarlar. Hatta fırtınalara isim bile vermişlerdir: Ayandon Fırtınası, Kestane Karası... Şiddetli bir fırtınadan az hasarla çıkmanın yolu usta bir balıkçı ve sağlam bir “taka”ya sahip olmaktan geçer. İyi bir taka usta ellerde nakış gibi işlenir. Babadan kalma el takımları ve basit kalıplarla, büyük emek sarf ederek ağaçları balta ve ayak keseri ile yontarak bu tekneleri ortaya çıkarırlar. Günümüzde sayıları azalmış olsa da bu maharetli insanlar ahşaba can katmaya devam ederler.

Balıkçıların sadece av mevsiminde çalıştığını sanmayın. Onların işi her mevsim devam eder. Kimi zaman ağlarını, kimi zaman teknelerini tamir ederek sezona hazırlanırlar. Teknelerine kendi evlatlarıymış gibi bakarlar. Hatta onlara verdikleri isimler ile ruhlarını, sevgilerini, özlemlerini, sevinçlerini ve karakterlerini ortaya koyarlar: Köroğlu, Godik Reis, Darıcalı, Kestane Karası, Yorgun Gözler, Galanima…

Kolay değildir Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla mücadele etmek. Ancak geride kalanlar için de kolay olmaz hayat. Günlerce, haftalarca, hatta aylarca beklerler sevdiklerinin denizden dönmesini. Balıkçı tablalarında sergilenen boy boy, çeşit çeşit balıkların binbir zahmetle tutulduğunu bilenler ise balığa da, balıkçıya da bir başka gözle bakar.

Online Bilet