AnadoluJet Magazin

Bereketli Toprakların Hazine Sandıkları Tahıl Ambarları

Özgün mimari özellikleri ve ahşap işçilikleriyle tahıl ambarları, gereksinimlerden doğan yapıların en güzel örneklerinden.

Buzdolabı, derin dondurucu, koruyucu folyo gibi eşyaların olmadığı dönemlerde insanlar yiyeceklerini nasıl saklıyorlardı hiç düşündünüz mü? Avladıklarıyla karınlarını doyuran atalarımızın yiyecek stoklama gibi bir dertleri yoktu elbette. Günlük besin tedariki ve tüketimi, saklama kavramını gereksiz kılıyordu. İnsanoğlunun yerleşik düzene geçmesiyle birlikte farklı ihtiyaçlar da ortaya çıktı. Tütsülenerek saklanan yiyecekler, “ambar” ya da “kiler” adı verilen basit depolarda koruma altına alınmaya başlandı.

Tahıl ambarları, farklı coğrafî bölgelerde değişik görünümleriyle ülkemizde yüzyıllardır kullanılmakta. Bu yapılar modern hayat karşısında işlevlerini zaman içinde yitirseler de, mimari özellikleriyle kültürel birer anıt niteliği taşıyorlar.

Işık Ülkesi’nin Ambarları

Antalya ile Fethiye arasında uzanan Teke yarımadası, Likyalıların ülkesiydi bir zamanlar. Bugün bölgede hangi yerleşime giderseniz gidin Likya mimarisini çağrıştıran yapılar çıkar karşınıza. Üçgen çatılı çıkma balkonlu evler, semerdam alınlıklı görkemli lahitler ve küçük gövdeleriyle ambarlar… Roma döneminin en büyük tahıl deposu olarak bilinen Demre ilçesi Andriake limanında bulunan taş bina kalıntısı, bu tipteki ambarların ilk örneği sayılır. Anadolu kültür mozaiğinin bir parçası olan Likya tipi ambarları bölgedeki hemen her köyde, evlerin yanında görebilirsiniz.

Teke yarımadasında, çivi kullanılmadan tahtaların birbirine geçirilmesi yöntemiyle kurulan tahıl depoları, genellikle sedir ağacından yapılıyor. Yöreye özgü bu ağaç, kendine has kokusuyla haşereleri uzak tutmaya yaradığı gibi, inşa edilen yapı da yıllara meydan okuyacak dayanıklılıkta oluyor. Tütün, buğday, arpa ve susam gibi ürünlerin saklanmasında; elma, üzüm, incir ve badem gibi meyvelerin kurutulmasında kullanılan ambarlar, günlük yaşamın vazgeçilmez öğeleri Akdeniz köylüleri için.

Likya ülkesinde sıklıkla rastladığımız bu küçük evler, Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Gökçeören ve Bezirgan köylerinde diğerlerinden biraz farklılık gösteriyor. Düz bir ovaya konumlanan her iki yerleşimin de ambarları, selden etkilenmesinler diye köyün hemen dışındaki bir yamaca toplu hâlde inşa edilmiş. Gıda maddelerinin yanı sıra ziynet eşyalarının da saklandığı bu ambarlar köylüler için aynı zamanda bir kasa vazifesi de görüyormuş. Yüzden fazla deponun bulunduğu Bezirgan köyünün Ambar Arası mevkiini geçmiş yıllarda bir bekçi koruyormuş. Eski çağların takas mantığına uygun olarak bekçinin maaşı da tahılla ödeniyormuş.

Eski kulübelerin arasında dolaşırken, büyük kentlere göçün ve sosyal değişimin köyleri nasıl da tenhalaştırdığı fark ediliyor. Kapısını araladığınız ambarlardan tahıl, küf ve sedir karışımı bir koku yayılıyor etrafa. Eskinin ahşap çatılarının kiremit ve saca dönüştüğünü, kedilerin fareleri yakalayabilmesi için ambarın gövdesinde açılan küçük deliklerin örümcek ağlarıyla örüldüğünü görüyorsunuz.

Orta Anadolu Bozkırlarında

Toroslar’ın sedir kokusundan Orta Anadolu’nun bozkırlarına yöneldiğinizde, coğrafî ve iklimsel özelliklerden dolayı tahılların saklanma biçimleri Akdeniz Bölgesi’ne göre farklılıklar gösterir. Bölgenin volkanik konumu, ilk çağlardan ve erken Hristiyanlık döneminden beri mağaraların yerleşim yeri olarak kullanımını olanaklı kılmış. Kaya içlerinin doğal klimalı yapısı, yiyeceklerin serin bir ortamda saklanmasını sağlamakta. Özellikle Karaman yakınlarındaki Taşkale köyünde yer alan mağara ambarları son derece ilgi çekici. Köyün kuzeyinde, yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki yekpare kaya bloğu üzerinde killi kireç taşından oluşmuş 200’den fazla oyuk, kiler olarak kullanılmakta günümüzde de. Birçoğu iki bölmeli olan bu ambarlarda tonlarca arpa, buğday ve bakliyat kolayca depolanıyor. Depolanacak ürünler bir makara düzeneğiyle yukarıdaki mağaralara çıkarılmakta. Çocukların erken yaşlarda oyun olarak öğrendiği mağara tırmanışı, kayalara oyulan tutamak yerleri vasıtasıyla yapılıyor. Taşkalelilerin çoğu, sirk cambazlarıyla yarışacak yetenekteler bu nedenle. Kapadokya bölgesinde, özellikle Ortahisar’daki narenciye üreticileri, söz konusu mağaraları bugün de yerleşim yeri ve soğuk hava deposu olarak kullanıyorlar.

Karadeniz’in Nemli Yamaçlarında

Yaz tatillerinde fındık toplamak için anneannemin yanına gittiğim çocukluk yıllarımda tanıştım Karadeniz’in tahıl ambarları serenderlerle. Birbirinden uzak evler arasındaki ambarlar, saklambaç oyununun en güzel sığınma mekânlarıydı bizim için. Dört mevsim yağış alan, her daim sisli Karadeniz iklimine en uygun yapılardır serenderler. Islak topraktan nem almaması için dört direk üzerine oturtulan ve seyyar bir merdivenle ulaşılan bu özgün tahıl ambarları, güneydeki benzerleri gibi çivi kullanılmadan inşa edilirler. Çatıları çinko ile ahşap kaplı serenderler, kafes biçimindeki pencereleri ve tavanlarındaki ahşap ızgaralarıyla, sürekli hava sirkülasyonu sağlayan bir mimari özelliğe sahipler. Samsun Terme’den Artvin’e kadar ulaşan geniş bir bölgeye yayılan bu yapılar, bulundukları yöreye göre serender, nayla, pahsa, köşk, tekir ve pagen gibi isimler alıyorlar.

Eşya Deposu

Genellikle tahılların ve yiyeceklerin saklanması; mısır ve meyvelerin kurutulması için yapılan serenderler aynı zamanda eşya deposu vazifesi de görürler. Fındık ve çay toplamada kullanılan sepetler; bahçe aletleri, kışlık odun, turşu bidonları, pekmez yapımında kullanılan dev kazanlar, hatta arı kovanları bile bir serenderin içinde rastlanabilen gereçler arasındadır. Akdeniz Bölgesi’nde değirmenlerde öğütülür buğday, Karadeniz’deyse ambarlarda bulunan dibekler aracılığıyla una dönüşür. İki katlı bu şirin Karadeniz ambarları, yörede bolca yetişen dayanıklı kestane ağacından yapılır. Yapının yüksek olması, ayak vazifesi gören direklerin gövdeyle buluştuğu yerlere tahta tekerlekler yerleştirilmesi ve seyyar merdivenlerin teneke kaplanması gibi önlemler kemirgenlerin ambar bölümüne ilişmesini engeller.

Ülkemizin kuzey bölümündeki köylerde kullanılan ambarlar; Sinop’ta yuvarlak kütük ayaklara oturtulan tek katlı yapılar, Kastamonu ve Zonguldak bölgesinde ise küçük kulübeler olarak karşımıza çıkarlar. Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Büyüksöyle köyü çevresinde bulunan ve üzerine kovanların yerleştirildiği T biçimli küçük evlere yörede “arı sereni” denilmesi, kültürlerin birbirine ne kadar yakın olduğunun kanıtıdır aslında. Sınırlar ötesinden bir başka örnekse, şekilleri Anadolu’dakilere benzeyen, gövdesinde taşın ve ahşabın bir arada kullanıldığı İspanyol ambarlarıdır. Bir gezi sırasında gördüğüm bu yapılara “hórreos” deniliyor ve küçük maketler, buzdolabı süsleri olarak İspanya turizmine katkıda bulunuyor.

Yaşadığımız toprakların iklim koşulları, farklı yapılarda tahıl ambarlarını Anadolu yarımadasında buluşturuyor. Mimari yapıları ve çivi kullanılmayan özgün ahşap işçiliğiyle tahıl ambarları, gündelik hayatın motiflerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki ekonomik ve toplumsal koşulların insanları büyük şehirlere göçe yönelttiği günlerde, tahıl ambarları da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Umarım kültürel anıt niteliğindeki ata yadigârı bu eserler, daha nice yıllar boyunca varlığını sürdürür.

Yazar/Foto: Ersin Demirel

Online Bilet