AnadoluJet Magazin

YUMURTALIK DALYANLARI

Üremek için derin sulardan sığ sulara göçen balıklar ile geçimini bu balıklardan sağlayan dalyan işçilerinin serüveni…

Ceyhan Nehri’nin Çukurova’nın bereketli topraklarından geçip Akdeniz’e döküldüğü alan ile Yumurtalık Körfezi arasında oluşmuş lagünler bölgenin hayat kaynaklarındandır. Dalyanlar, tatlı su ile tuzlu su arasındaki kanalın en dar yerinde, kazıklar üzerinde inşa edilen ahşap yapılardır. Balık giriş-çıkışını kontrol etmeye yarayan açılır-kapanır düzenekler ve tuzağa düşen balıkların hapsolduğu kuzuluklardan oluşurlar. Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan bu tuzak sistemi günümüzde de aynı yöntemlerle yapılır çünkü bu düzenekler sayesinde yavru balıklar zarar görmeden gelişimlerine devam eder.

Sazdan Kuleler

Poyraz başlamadan önce bir ekip denizin içindeki yıpranmış, çürümeye yüz tutmuş eski seddeleri sökmeye başlar. Diğer ekip ise kıyıda, Ceyhan ve Kozan’dan getirilen sazların budaklarını alır, uçlarını sivrilterek boylarını eşitler. Sazlar özenle örülerek her biri 10 metre uzunluğunda 600 sedde oluşturulur. Seddeler teknelerle hatlara taşınır, daha önceden çakılan kazıkların aralarına adeta kale surları gibi dizilir. Bu işlemler balıklar poyrazla birlikte açık denize yönelmeden önce tamamlanır. Seddelerden oluşan kilometrelerce uzunluktaki bu yapı sığ sulardan Akdeniz’in derin sularına kadar uzanır.

Ekim ayında hava soğumaya başlamıştır; fırtına bulutları kaplar dalyanların üzerini. Gelgitler oluşur, deniz suyu yükselerek gölü doldurmaya başlar. Yükselen su sazlıklardan geçerken şırıltı sesleri duyulmaya başlanır; bu, balıkların içeri doğru harekete geçeceğinin habercisidir. Tek eksik, beklenen o şiddetli fırtınadır artık. Hesaplamalar yapılır; Ay’ın konumu, hava şartları, suyun yüksekliği gözden geçirilir; fırtınanın kopacağı zaman kestirilmiştir artık. Hazırlıklar bir gün öncesinden tamamlanır ve geriye yalnızca fırtına sonrasındaki sükûneti beklemek kalır.

Fırtına Sonrası

Bir gece önce fırtına kopmuş, sabahın erken saatlerinde ise hava normale dönmüştür. Peki ama kuzuluklar balıkla dolmuş mudur? Hazırlıkları tamam olan avcılar sabahın ilk ışıklarında tekneleri ile kilometrelerce uzunluktaki sazlıkların ördüğü labirentin içinde yola koyulur. Çetin hava şartları, sığ sular, bataklıklar işlerini daha da zorlaştırır. Hattın başında kazıklar üzerine kurulmuş evlere 20 dakikalık yolculuktan sonra ulaşırlar ki bu evlere ulaşım sadece su yoluyla yapılabilir, kıyıya bağlantıları yoktur. Evlerde dalyan bekçileri kalmaktadır. Bekçilerin görevi dalyan içerisinde kaçak avlanmaların önüne geçmek, gece yol alan teknelere ışık tutarak yardımcı olmak ve avcıların kuzuluklardan gün içinde topladığı balıkların ilk kabulünü yapmaktır.

Kuzuluklara varıp kepçelerini daldırırlar; her kuzuluktan kilolarca levrek, çipura, kefal alarak teknelerin içine aktarırlar. Bir kuzuluktan diğerine 20 dakikada gidilir. Bir hatta toplamda 10 kuzuluk gezilir. Dolan tekneler istasyonlara giderek yüklerini boşaltır, diğer hatlara doğru yol alır. Bu işlem tüm kuzuluklar bitene kadar devam eder. Toplama esnasında su çekilmesi korkulu rüyasıdır avcıların. Çünkü su çekilirse kayıklar “yuka”ya (sığ suya) saplanır ve kayığı çıkarmak saatler alır.

Balıklar istasyonlardan akşam saatlerinde alınarak kıyıya çekilir. Tüm sene verilen emeklerin meyveleri alınmaya başlanmıştır. Kıyıda toplanan balıklar türlerine ve ağırlıklarına göre ayrılır, zira her bir türün talibi ve maddi getirisi farklıdır. Tonlarca balığın bir an evvel istiflenip insanların sofralarına kadar uzanan yolculuğuna başlaması gerekir; çünkü zorlu geçen günlerin karşılığını bekler dalyan işçileri. Emeklerinin karşılığı onlar için ailelerinin geçimi, çocuklarının okul masrafıdır.

Artık gün bitmiştir; kendilerine ayırdıkları balıklardan yaptıkları çorbayla başlar yemek faslı. Balık çorbası güç kaynağıdır dalyan işçisinin. Ardından gelen ana yemek de yine kendi alın terlerini dökerek avladıkları lezzetli balıklarıdır elbette. Balıklar önce deniz suyunda temizlenir; bilirler ki, tatlı su balığın diriliğini bozar. Yakalamakta oldukları kadar pişirmekte de ustadırlar. Kızartması, ızgarası… Canları nasıl isterse, keyiflerine göre pişirirler. Yanında salataları, meşhur Adana şalgamı, kuru soğanı ve süs biberi her daim hazırdır. Kalabalık bir ailenin keyifli sofrası emeklerinin ilk ödülüdür ve her lokması helaldir.

Güneş batmıştır, muhabbet ve eğlence vaktidir artık. Varillerde ateş yakılır, bağlama çıkar tozlu kılıfından ve nağmeler dökülmeye başlar bağlamanın tellerinden. Her yöreden her telden çalar söylerler, türküleri çevreye yayılır. Günün yorgunluğu atılır türkülerin dizelerinde. Kimi yârini düşünür kimi ekmek parası için geride bıraktığı ailesini... Evet, aralarında sıla hasreti çeken de vardır. Zor zanaattır dalyan işçiliği; insan gücüne dayanır, her daim kuvvetli, sağlıklı olmayı gerektirir ve tabii yapılan işten zevk almayı da…

Gecenin sonuna gelindiğinde hep birlikte kaldıkları sazlık evlerine çekilirler. İstirahat vaktidir artık. Sabahın ilk ışıkları ile başlayacak yeni bir zorlu maratona bedenleri hazır olmalıdır. Emeklerinin karşılığını sakladıkları cüzdanlarından sevdiklerinin fotoğraflarını çıkarıp bir defa daha bakar ve uykuya dalarlar.

Dalyan işçilerinin her aşamasına dört sene boyunca bizzat tanıklık ettiğim geçim mücadelesidir bu. Onlar bize sadece avladıkları balıkları değil emeklerini ve umutlarını da sunarlar.

YAZAR-FOTOĞRAF: MEHMET KÖSELİ

Online Bilet