AnadoluJet Magazin

ÂŞIKLAR ŞEHRİ SİVAS

Daha pek çok şey vardır şehrin taşına toprağına işlemiş olan. Ama hepsi bir yana, Sivas denince türkülerdir akla ilk gelen.

Sivas’ın Çamlıbel’ini, Yıldızeli’ni, Banaz’ını duymayanınız az olsa gerek. Hele ki “Zeynep” türküsünü… Sevmeyenimiz var m’ola? Sivas’ı sadece türkülerde tanımış olanlar, buraya yaptıkları ilk yolculuklarında, etrafı koca dağlarla çevrili bir şehir canlandırabilirler gözlerinde. Oysa Sivas şehir merkezine geldiklerinde dağlardan çok tepelerdir onları karşılayan. Yüksek bir platoda, sarı bozkırı çevreleyen bu tepeler biraz kuşatılmışlık hissi verse de şehir merkezindeki tarihî dokunun oluşturduğu derinlik bu hissin kolayca dağılmasını sağlamakla kalmayıp sizi bambaşka zamanlara götürüverir.

4 Eylül 1919’da Cumhuriyet’in temellerinin atılışına tanıklık eden Kongre Binası, bir yanına valiliğin diğer yanına jandarmanın (Kolordu) tarihî binalarını alarak; içerisinde Buruciye Medresesi, Şifahane, Çifte Minareli Medrese, Kale Camii’nin ve Kale Hamam kalıntılarının bulunduğu Selçuklu Parkı’nı bir yay şeklinde öylesine çevreler ki, Sivas şehir meydanına Anadolu’da bir Selçuklu şehri panoraması kazandırır. Takdir edersiniz ki, bu kadar tarihî yapının böylesine bir bütünlük içerisinde görülebileceği şehirlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Şehir merkezindeki daha birçok tarihî eserin varlığını da hesaba katarsak, tarihe ilgi duyan bir gezginin Sivas’ı görmesinin neredeyse bir zaruret olduğu dahi iddia edilebilir. Minaresinin eğikliğiyle Pisa Kulesi’ne adeta nazire yapan 800 yıllık Ulu Cami, adını mavi çinilerinden alan ve bir o kadar yaşlı Gök Medrese, 400 yılı geride bırakmış Behram Paşa Hanı, Taşhan, Paşa Camii ve nice hanlar, konaklar, camiler… Tarihî şehir meydanına sadece 5-10 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan tüm bu eserler; Türk Beylikleri, Selçuklu, Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi yapılarına ilgi duyan tarih meraklılarını bekliyor.

Sivas’tayken görecekleriniz sadece tarihî eserlerle sınırlı değil elbette. “Kızılırmak’sız olmaz.” deyip ideal bir uğrak noktası olan tarihî Eğri Köprü’nün şehir merkezine sadece 4 kilometre uzaklıkta olduğunu hatırlatalım. Geçmişte meşhur Bağdat Yolu’nun geçtiği bu etkileyici köprüden Sivas-Erzincan sınırındaki Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak’ın kiremit rengini andıran sularını seyre dalabilir ve eğer sabahın erken saatleriyse çeşit çeşit su kuşlarını görebilirsiniz.

Yalnız şunu söyleyelim: Sivas’a öyle günübirlik gelip de akşama hemen dönmeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Buraya kadar gelmişken “Mengücek Şehri” Divriği’yi görmeden dönmek olmaz. 20’nci yüzyılın şehirleşme hengâmesinden etkilenmemeyi büyük ölçüde başarabilmiş ender yerlerden biri olan Divriği, tarihî dokusu, göz alıcı doğası, kimisinde konaklama imkânı da bulabileceğiniz konakları ve leziz pilavıyla dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerini büyük bir konukseverlikle ağırlıyor. Divriği demişken Divriği Külliyesi’nden bahsetmemek olmaz. UNESCO tarafından belirlenen “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne (1985) Türkiye’den dâhil edilen ilk mimari yapı olan Divriği Külliyesi içindeki Ulu Cami’nin güzelliğini duymayan kalmamıştır. 13’üncü yüzyılda Mengücekoğlu beyi Ahmed Şah’la eşi Turan Melek’in Divriği’de inşa ettirdikleri cami ve şifahane; döneminin sanat anlayışına ilişkin önyargıları kıran özgünlüğü, çağları aşan olağanüstü taş ustalığıyla “benzersiz” bir nitelik kazanmasının yanı sıra Selçuklu sanatını ve felsefesini de içinde barındırıyor. Bu yüzden de buraya bir tam gün ayırmak mümkün. Sivas-Divriği arası 144 kilometre ama mesafe gözünüzü korkutmasın. Sivas-Divriği arasında her gün yapılan ve son derece konforlu olan tren (Raybüs) seferleri ile, sarp dağlar arasında kalan Divriği’ye gitmek her zamankinden daha kolay. Yolculuk 2 saat 15 dakika sürüyor.

Buraya kadar anlattıklarımızdan, Sivas’ın daha çok tarih meraklılarına hitap eden bir şehir olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak, gelin görün ki, bu şehri “Sivas” yapan şey, özünde, bu toprağın sözle ve ezgilerle üretmiş olduğu kültürel mirastır. Orta Asya sözlü geleneğinin Anadolu’nun kadim halk kültürü ile harmanlanmasıyla oluşmuş, sırtını yüzlerce yılın birikimine dayamış bu köklü mirasla Sivas, UNESCO’nun “Yaratıcı Şehirler Ağı”na katılmaya hazırlanıyor. Eğer kabul edilirse, Türkiye’nin “Yaratıcı Şehirler Ağı”na katılan ikinci şehri, (listeye gastronomi dalında girmeyi başarmış olan Gaziantep’ten sonra) başvurusunu müzik alanında yapan Sivas olacak. Başvuru UNESCO tarafından kabul edilsin ya da edilmesin, Sivas sözlü kültürü ve müziği bu topraklardan tüm türkü dostlarının gönüllerine yayılmaya devam edecek. Sivaslılar, geniş topraklarında şiir ekmeye, türkü biçmeye devam edecek! UNESCO’ya yapılan başvurunun, bilinen 500’den fazla âşık yetiştirmiş Sivaslılar için âşıklarına, dervişlerine dair yeniden bir farkındalık oluşturacağını ummak pek de yersiz sayılmaz! Üstelik artık etrafta sırtlarında bağlamalarıyla dolaşan âşıkları göremeseniz de, sizlere tavsiyem, yöreye ait ezgileri yanınıza alacağınız müzik çalarınızdan bir de bu topraklarda dinlemeniz. Yüzünüze dokunan rüzgârla birlikte bozkırı, tepeleri ya da Kızılırmak’ı seyrederek dinleyeceğiniz o türkülerin adeta ete kemiğe büründüğünü hissedecek, o sözlerin ve ezgilerin nasıl bir ilhamla ortaya çıktığını duyumsayabileceksiniz. Halk müziğine ve kültürüne ilginiz biraz fazlaca ise o zaman da size düşen en azından birkaç âşığın köyüne uğramak olabilir. Oralardaki güzel insanlardan âşıklar hakkında çeşitli öyküler dinleyebilir, onların soyundan kişilerle tanışabilir ve kabirlerini ziyaret edebilirsiniz.

Gelelim ne yiyeceğimize… Sivas mutfağını ağırlıkla et, hamur ve bulgur oluşturuyor. Sivas köftesi ve döner, kırmızı et sevenler için “tadılmazsa olmazlar”ın başında geliyor. “İşin içinde biraz bulgur da olsun.” diyenler ve özellikle de minik misafirler için içli köfte harika bir seçim olur. Hamur işinden vazgeçemeyenler için etli ekmek ve hıngel kesinlikle denemeye değer. Sebze sevenleri ise Sivaslılar için yemeğin hası, adına türküler yakılmış madımak bekliyor.

Sözün kısası; Sivas’ta tarih var, lezzet var, sazlı sözlü eşsiz bir kültürel birikim var, misafirperverlik derseniz o zaten var… Eksik olansa, sizlersiniz! En fazla göç veren yerlerden biri olan bu şehir, hatırlanmayı ve ziyaret edilmeyi dört gözle beklemekte!

YAZAR: ÖZLEM GÜNEŞ ERDOĞU FOTO: MESUDE BÜLBÜL

Online Bilet