• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Temmuz 2011

Yazı: Melih Uslu Fotoğraf: Cengiz Karliova

Arka Kapıdan Antalya

Maceraci Ruhunuzu Harekete Geçirecek Derin Kanyonlar, Coşkun Nehirler Ve Gizemli Antik Kentler Eşliğinde Serin Bir Antalya Rotasina Ne Dersiniz?

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Arka Kapıdan  Antalya

Torosların peşi sıra Termessos’tan Side’ye uzanan keyifli bir yolculuk için hazırlıklarımız tamam. Antalya şehir merkezinden Korkuteli’ne dönüp Güllük Dağı Termessos Milli Parkı tabelalarını izliyoruz.

Tepedeki ören yeri park alanına ulaşmak için virajlı asfalt yolda sekiz kilometre kadar tırmanmak gerekiyor. Termessos Antik Kenti, Torosların uzantısı olan Güllük Dağı’nın iki tepesi arasına kurulmuş. Deniz seviyesinden bin metre kadar yüksekte geniş bir alana yayılan kent, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik yerleşimlerinden biri. Tarih dolu saatlerden sonra yeniden yollardayız. İstikametimiz, Köprülü Kanyon. 

SERİN AKDENİZ
Antalya - Alanya karayolu üzerinde, Belek sapağını geçtikten 15 kilometre kadar sonra solda Aspendos tabelası görülüyor. Dört kilometre kadar ileride ise bu muhteşem yapı karşımızda. Anadolu’nun en iyi korunmuş Roma amfi tiyatrolarından biri olan Aspendos, iki bin küsur yıldır sapasağlam ayakta.

Halen konser ve benzeri etkinliklerde kullanılan yapı, 30 bin kişi kapasiteli olarak inşa edilmiş. Burası, bölgede cip safari turları yapan seyahat acentelerinin de başlangıç noktası. Tiyatronun kuzeyindeki düzlükte bulunan taş kemerler antik şehre su getirmek için kullanılmış. Yolun devamında Köprülü Kanyon’a tırmanıp biraz serinlemek iyi fikir. Taşağıl Yolu’nda her virajda deniz seviyesinden biraz daha yükseliyoruz. Torosların zirvelerinde doğup 183 kilometrelik yolculukla Akdeniz’e dökülen Köprüçay’ın kıyıları bize eşlik ediyor.

Beşkonak’tan sonra nehir kenarında restoranlar ve rafting tesisleri başlıyor. Beşkonak ile Bolaşan köyleri arasında uzanan ve derinliği yer yer bin metreyi aşan Köprülü Kanyon’un girişindeki Oluk Köprü, Köprüçay’ın huzur dolu sesiyle konuklarını karşılıyor. 27 metre yüksekliğindeki tek kemerli köprü, Roma döneminde inşa edilmiş. Kanyonun zümrüt renkli serin suları, yaz aylarında güneşin kavurucu sıcağından kaçanlar için bulunmaz bir sığınak.

Oluk Köprü’yü geçince sola ayrılan yol, bir kilometre sonra Roma devrinde inşa edilmiş Büğrüm Köprü’ye ulaşıyor. Artık Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın kalbindeyiz. Akdeniz’in en büyük doğal servi ormanına sahip bölgede bir kısmı nadir görülen yüzlerce bitki ve hayvan türü barınıyor.

Çetince ve Demirciler köylerini geride bırakınca, 995 metreden Antalya Ovası harika görünüyor. Böğüm Köprü’den sonra sağa ayrılan 11 kilometrelik yolun sonunda, Bozburun Dağları’nın görkemiyle eşsiz bir panorama oluşturan Selge Harabeleri’ne ulaşılıyor. Üç tepe üzerine dağılmış Selge’nin kalıntıları dev bir bulmacayı andırıyor. Kenti çevreleyen surların kuzeyinde iki büyük İyon tapınağı yan yana. M.Ö. 5. yüzyılda kurulan Selge Antik Kenti’ni gezdikten sonra, civardaki köy kahvelerinden birinde çay molası veriyoruz.

TOROS YOLLARINDA
Kuyucak Dağı’nın keskin vadileriyle çevrili Köprülü Kanyon’un etrafındaki ormanlık tepeler manzara yüklü parkurlarla dolu. Köprüçay’ın paralelinde yukarılara doğru tırmanan yolda rakım yükseldikçe manzara güzelleşiyor. Selge’den beş kilometre sonraki köyün adı Delisarnıç. Burada, yerel halk tarafından sarnıç olarak kullanılan konik kaya oluşumları dikkat çekici.

Yol boyunca yer yer asırlık ahşap kapılara rastlamak ise şaşırtıcı. Yol üzeri küçük atıştırmalıklar arayanlar için keçi peynirli yufka denemeye değer bir lezzet. Ağaçların arasında sivrilen ve karstik yapının aşınmasıyla oluşmuş Şeytan Kayalardan etkilenmemek kolay değil. Sur kalıntıları, gözetleme kulesi ve su kemerleri gibi sayısız antik yapı, çevredeki ormanlık alanların arasına gizlenmiş. Yerköprü’deki doğal havuzlarda banyo molası, günün en güzel sürprizlerinden. Köprüçay’da rafting, serinlemek isteyenler için bir diğer yöntem.

Nehir kenarlarında sıralanan kır lokantalarının gözde lezzeti ise kiremitte alabalık. Köprülü Kanyonu çevreleyen Altınkaya - Ballıbucak - Düzağaç üçgenindeki ormanlık vadileri bir günde gezmek neredeyse imkânsız. İyisi mi, bu doğa cennetini keşfetmeye ertesi gün de devam etmek.

Yorgun ama unutulmaz bir günün sonunda, karanlık bastırmadan kanyona bakan bir dağ köyündeki eski bir taş evde konaklamaya karar veriyoruz. Gündüzlerin aksine geceler hayli serin. Şömineden yayılan katran ağacının kokusunun tütsülediği odamızda sessizliğin tadını çıkarıyoruz. Ertesi sabah sıkı bir köy kahvaltısıyla enerji topladıktan sonra yine yollardayız.

Bu kez istikametimiz Side. Antalya’nın doğusunda denize uzanmış tarihi bir yarımada üzerinde kurulan Side’de deniz keyfi yapmak için kumsal seçeneği çok. Kaynaklara bakılırsa kentin tarihinin M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzandığı ifade ediliyor. Söylentilere göre Side’nin antik çağda “nar” anlamına geldiği belirtiliyor. Nar, Roma dönemine kadar kentte basılan paraların üzerinde kullanılmış.

Antik eser parçalarıyla dolu Arkeoloji Müzesi ve Side Amfi Tiyatrosu da görülmeye değer yerler arasında. Küçük ama renkli bir çarşının ucundaki tepe üzerinde yükselen Apollon Tapınağı’nın sütunları gün batımında harika görünüyor. Bu güzelliği yaşadığımız için kendimizi şanslı hissediyoruz.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.