Yazı: Gökhan Gökyıldırım Fotoğraflar: Ahmet Bilal Arslan
Antik dönemdeki adı “Temenothyrea” olan Uşak, İç Ege Bölgesi’nde Batı ve Orta Anadolu’yu birbirine bağlayan köprüdür.
Yaklaşık M.Ö. 4000’den sonra yerleşik düzenin görüldüğü kentte, kesintisiz yerleşim eski Tunç Çağı’na uzanır. Kent, tarih çağlarından önce Frigya, sonra Lidya hâkimiyeti ve M.Ö. 330’da Büyük İskender’in hâkimiyetine girmiştir. M.Ö. 189’da Roma İmparatorluğu’na, M.S. 395’te ise İmparatorluk’un ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu egemenliğine geçmiştir.
1071’den sonra yöre Selçuklular ile Bizans arasında değiştirilmiş, 1176’da kesin olarak Selçuklu hâkimiyetine girmiştir. Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla Germiyan Beyliği’ne, 1429 yılında ise Osmanlı topraklarına katılan Uşak, Kütahya sancağına bağlı bir kaza olmuş, Cumhuriyet döneminde ise 17 Temmuz 1953 yılında il merkezi haline gelmiştir.
UŞAK HALILARI
500 yıl önce Uşak’ta 3 bin halı tezgâhı varmış. Şimdi ise yok denecek kadar az.Binlerce yıllık kültür mirası hemen her yerde kendini gösterse de, Uşak ilinin dünyada tanınması halıları sayesinde olmuştur. Orta çağdan başlayarak dünyanın en ünlü saraylarını, en önemli yapılarını süsleyen Uşak halı örnekleri halen dünyanın en ünlü müzelerinde sergilenmektedir.
16. yüzyıl başlarından itibaren hızla gelişerek klasik şeklini almış olan madalyonlu Uşak halıları Avrupa’ya da ihraç edilmiştir. Örneğin 8. Henry’nin, Kraliçe Elizabeth zamanında 1570’de yapılmış bir aile resminde, ayakları altına serilmiş bir madalyonlu Uşak halısı tasvir edilmiştir. 16. yüzyıl Hollanda iç mekân resimlerinde masaya serilmiş madalyonlu Uşak halılarının çok titiz resmedilmiş tasvirleri vardır. Vermeer’in Buckingham Sarayı’nda ve Dresden Galerisi’ndeki Terborch’un Londra National Gallery’deki tabloları bunlar arasındadır.
Yıldızlı Uşak halılarının klasik tasviri Venedikli Rönesans ressamı Paris Bordone’nin Academia Bellearti’deki 1534 tarihli bir resminde daha yüzyılın ilk yarısında görülür. “Balıkçının, Aziz Markos’un yüzüğünü düke sunması” adlı bu tabloda da dükün tahtı önündeki Uşak halısı dikkat çekicidir. Sultanahmet Camii’nde, Hünkâr Kasrı’nda ve Vakıflar Halı Müzesi’nde yıldızlı Uşak halıları örnekleri bulunmaktadır. Londra’daki Victoria&Albert Müzesi ile New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde bu halılara ait birçok güzel örnek bulunmaktadır.
KARUN HAZİNELERİ
M.Ö. 7. yüzyılın ilk yarısında, Gyges ile başlayan güçlü Lidya İmparatorluğu, parayı icat ederek, insanlık tarihindeki en önemli buluşlarından birini gerçekleştirmiştir. İlk Çağ dünyasının ekonomik gelişimini hızlandıran bu olay; tarihin akışını da değiştirmiştir. Lidya’nın ilk çağ dünyasının en zengin ülkesi durumunda olmasının en önemli sebebi Bozdağlardan çıkan ve Gediz Nehri’ne karışan, başkent Sardes’ten geçen Sart Deresi alüvyonları içerisindeki altındır.
Buradan elde edilen altın Lidya’nın kaderini belirlemiştir. Krosios; babası Alyattes’in ölümünden sonra M.Ö. 560 yılında tahta geçmiş ve akıl almaz zenginliği sayesinde “Karun kadar zengin” deyimiyle ününü, günümüze kadar taşımıştır.
M.Ö. 560-546 yılları arasında ülkesini yöneten bu kralın dönemine ait, Uşak ilinin 25 km batısında, Uşak-İzmir karayolu üzerinde bulunan Güre Köyü yakınlarındaki Lidya tümülüslerinde kaçak kazılarla bulunup yurt dışına kaçırılan ve tekrar ülkemize geri getirilen eserlere “Karun Hazineleri” denmektedir. Lidya döneminin en görkemli eserleri olarak bilinen altın, gümüş, bronz ve mermerden meydana gelmiş olan bu hazineler, 1965-1966 ve 1967 yıllarında kaçırılmıştır.
Kültür Bakanlığı, bu eserleri geri getirmek amacıyla, New York Metropolitan Museum of Art aleyhine dava açmış ve sonucunda eserler, 1993 yılında ülkemize geri getirilmiştir. Bu eserler Uşak Müzesi’nde sergilenmektedir.
Para, yüzük, küpe, kolye, bilezik, broş, enfiye ve krem kutuları gibi aksesuarların yanında kepçe, süzgü, çanak, kapak gibi çeşitli kaplardan oluşan hazinelerin üzerindeki eşsiz işçilik, günümüzde bile hayranlık uyandırmaktadır.
ULUBEY KANYONU
Uşak’ın Ulubey ilçesindeki, 75 kilometre uzunluğa, 100-500 metre genişliğe ve 135-170 metre derinliğe sahip Ulubey Kanyonu, ABD’deki Büyük Kanyon’dan sonra uzunluk bakımından dünyanın en büyük ikinci kanyonudur. Ulubay Kanyonu, kireç taşlarının önce kimyasal ve sonra mekanik aşınmasının bir sonucudur. Ege Denizi’ne akan Büyük Menderes Irmağı’nın başlıca kollarından olan Banaz Çayı ve Ulubey Deresi’nin geçtiği yerlerdir. Ulubey Kanyonu, sel erozyonu bakımından ve tektonik aktivitelerin şekli yönünden sıra dışı örneklere sahiptir.Binlerce yıllık tarihi, doğası, kaplıcaları ve yemekleri ile Uşak, konuklarını bekliyor…
ANTİK KENTLER
Uşak’ta pek çok antik kent mevcut. Bunlardan en önemlileri Blandus, Sebaste, Akmonia’dır. Kral Yolu üzerindeki Clandras Köprüsü ise Helenistik döneme aittir.
UŞAK EVLERİ
Uşak evleri, zeminlerinden su basman seviyesine kadar moloz taş örgüsü, üst kısımlar ise ahşap çatkı ve kerpiç dolgulu karkasla inşa edilmiştir.