• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Kasım 2011

Yazı:Melih Uslu Fotoğraf: Ömer Doğan

Kırların Kıyısından Ege

Binlerce yıllık tarihin izlerini saklayan Bafa Gölü kıyısından muhteşem doğa manzaraları eşliğinde Şirince’ye uzanan pastoral bir Ege yolculuğuna ne dersiniz?

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Kırların Kıyısından Ege

Bodrum Milas Havalimanı’na indikten sonra kiraladığımız araçla Milas’a doğru yola çıkıyoruz. Tarihi evleriyle ünlü ilçedeki ilk durağımız, Beçin Kalesi. Sarp bir tepe üzerinde yükselen kalenin arkasındaki geniş düzlükte Menteşe Beyliği’nin eski başkenti bulunuyor. Orhan Bey Camii, Karapaşa Medresesi, Kızıl Han, Emir Avlusu, Yelli Külliyesi, Kubbeli Çeşme… Yapıların çoğunluğu 14. yüzyıl tarihli. Devleşmiş zeytin ağaçlarının arasında bir hayalet kenti andıran şehrin girişindeki türbe, Menteşe Beyi Ahmet Gazi’ye ait. Asırlık hanların peşi sıra Belediye Meydanı’na ilerliyoruz. Türkocağı Caddesi’nde bulunan tarihi çarşıda halıdan tabloya kadar yok yok.

LATMOS’UN GİZEMİ
Milas Ovası’nın en yüksek zirvesi olan Aksivri Dağı’nı yanımıza alıp Bafa Gölü’ne uzanıyoruz. Gölün hemen kıyısındaki Latmos ya da Beşparmak Dağları, testere dişlerini andıran kıvrımlarıyla gökyüzüne tırmanan gizemli bir merdiveni andırıyor. Gölün kuzey kıyısındaki Kapıkırı köyü, antik Heraklia kentinin kalıntılarıyla iç içe geçmiş. Tarihte önemli bir körfez olan Bafa Gölü, nehirlerin taşıdığı alüvyonlarla denizden kopmuş. Bugün göl, denizden 15 kilometre kadar uzak. Yıl boyu nadir bulunan pek çok kuş türüne barınak olan göl, dünyanın her yerinden gelen ornitologları ağırlıyor. Küçük bir tekneye atlayıp gölün mavi sularına açılmak ise büyük keyif. Esrarengiz kalıntılarıyla keşif duygumuzu harekete geçiren adacıklara doğru yaklaşıyoruz. Göl turundan sonra Beşparmak Dağları’nda yürüyüş yapmaya karar veriyoruz. Hedefimiz eski çağlardan kalma mağara resimlerini görmek. Köyden yerel rehber almadan kaya resimlerinin bulunduğu mağarayı bulmak hemen hemen imkânsız. Yürüyüşümüz, Gölyaka yakınlarındaki tarihi bir patikadan başlıyor. Göl çevresinde 40’a yakın orkide türü olduğunu öğreniyoruz. Kayalık bir arazide yaptığımız yaklaşık 1,5 saatlik bir yürüyüş sonunda Karadere Mağarası’na ulaşıyoruz. Dar bir girişe sahip bu iri kaya kovuğunda bulunan sekiz bin yıllık duvar resimlerine Latmos’un Dansçıları adı verilmiş. Yolun devamı ise 7. yüzyıl tarihli Yediler Manastırı’na ulaşıyor. Rehberimiz, gölün çevresinde trekking yapılan 14 ayrı parkur olduğunu anlatıyor. Altı saatten fazla yürüyüş gerektiren bazı parkurlarda yük taşımak için eşekler kullanılıyor. Kral Yolu’nu içine alan bazı parkurlarda ise yörük çadırlarında konaklanıyor.

ALTIN TOPRAKLAR
Büyük Menderes Nehri’nin güney kıyılarındayız. Akköy - Balat yolunun devamı Milet Antik Kenti’ne çıkıyor. Buradan Karine (Dil) Gölü’ne açılan yol tam bir seyirlik. Ovanın bittiği noktada başlayan denizin sığlığı kilometrelerce genişlikte bir alana yaylıyor. Denizden ince uzun bir kordonla ayrılan Karine’nin turkuaz suları, ufuk çizgisinde gökyüzünün sonsuzluğu ile karışıyor. Yaklaşık 25 kilometrekarelik alana yayılan göl, Menderes Deltası kıyılarındaki lagünlerin en büyüğü. Balıkçılar asırlardır olduğu gibi uzun kargılar hazırlıyorlar. Binlerce kargı ile sığ sulara doğal set oluşturularak dalyanlar kuruluyor. Rengârenk kır çiçekleri eşliğinde Dilek Yarımadası’na doğru ilerliyoruz. Avrupa Konseyi tarafından Akdeniz’in en değerli Biogenetik Rezerv alanlarından biri seçilen yarımada, 1966 yılında milli park ilan edilmiş. Söke’ye varmadan önce Güllübahçe’de mola vermek iyi fikir. Yemyeşil vadilerinin güzelliğiyle Toskana kırlarını aratmayan Güllübahçe’nin yanı başında Priene adında güzel bir antik şehir var. Buradan itibaren rahat bir seyirle ulaşılan Söke, hızlı gelişimini verimli tarım alanlarına borçlu. İlçenin çarşamba günleri kurulan pazarı, Ege’nin en iyilerinden. Bu kez Küçük Menderes Ovası’nın kıyısından Selçuk’a uzanıyoruz. Ünlü tragedya yazarı Euripides’in Altın Topraklar olarak adlandırdığı ovayı sarı bir bulut gibi örten sabah pusu, pamuk ve tütün tarlalarını çapalayan köylüleri gizliyor. Ekmeğini topraktan çıkaran yöre insanının sıcaktan korunmak için başına sardığı yaldızlı turuncu poşular, parlak Ege güneşinin altında birer fener gibi yanıp sönüyor. Ayasuluk Kalesi’yle karşılandığımız Selçuk’ta ilk iş Efes Antik Kenti’ni geziyoruz. Şirince yolunda ise pastoral manzaralar başlıyor: Çiçeklerle kaplı çayırlar, dere kıyısına konumlanmış çardaklı kır kahveleri, koyun ve keçi sürülerinin sessizliği bozan çıngırakları... Zeytinlikler ve üzüm bağlarının çevrelediği çanak biçimindeki yeşil bir yamaca yaslanan Şirince’de Ege usulü bir ferah bir gün yaşamanın keyfini sürüyoruz.

Bafa Gölü’nün yemyeşil kıyılarını esrarengiz adacıklar süslüyor.

Milas ilçe merkezindeki asırlık evler özgün bir mimariye sahip.

Bafa Gölü’nde günbatımı saatlerinde sandal gezintisi.

Milas Müzesi’nde zengin bir arkeolojik koleksiyon sergileniyor.

Menteşe Beyliği’nin yönetim merkezi Beçin Kalesi’nde bir detay.

Yöre insanının sıcak yaklaşımı sayesinde yolculuk daha güzel.

Kapıkırı Köyü yakınlarındaki Yediler Manastırı fresklerle bezeli.

Selçuk’taki İsabey Camii, Anadolu Beylikler dönemi eseri.

Ege rotası, verimli ovalar ve meyve bahçeleri arasında kıvrılıyor.

Bafa Gölü’nden Şirince’ye uzanan yolun seyir keyfi yüksek.

Magnesia, Söke yakınlarındaki irili ufaklı antik kentlerden biri.

Bafa Gölü’nün kıyılarında antik yürüyüş parkurları saklı.

Beyaz badanalı Şirince evleri ahşap pervazlarıyla dikkat çekiyor.

Şirince’deki sokak fırınlarında asırlardır ekmek pişiriliyor.

Şirince usulü içli köfte taze sebzelerle servis ediliyor.

Şirince’de ahşap süslemeli küçük çanlar kapı zili olarak kullanılıyor.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.