Yazı: Melih Uslu Fotoğraflar: Ömer Doğan
Muğla’dan Aydın’a, Ege’nin az bilinen yollarında büyüleyici kır manzaraları, renkli kasaba pazarları ve gizemli antik kentler eşliğinde keşif dolu bir yolculuk.
Milas Ovası’nın en yüksek zirvesi olan Aksivri Dağı’nı solumuza alıp Yatağan’a doğru uzanıyoruz. 25. kilometrede başlayan kır manzaralarının devamında Eskihisar Köyü ile tanışıyoruz. Köyün yanı başındaki Stratonikeia antik kentinin kuruluşu M.Ö. 3. yüzyıla uzanıyor. 14. yüzyılda Menteşe beylerinin makamı olan kentin uzun caddelerinde yürüyoruz. Taş bloklardan yapılmış köy evleri, antik harabelerle iç içe. Duvarlarına asılmış dev yazıtları sapasağlam duran eski kent sarayı, meyve ağaçlarının arasına saklanmış. Biraz ilerideki antik tiyatro ise ıssız bir mısır tarlasının ortasında. Taç kapı, şehir meclisi, imparator tapınağı ve gözetleme kulesi kalıntıları geçmişi günümüze fısıldıyor sanki.
Sarp ve vahşi bir doğanın ortasında kıvrıla kıvrıla akan Çine Çayı’nın peşine takılıp, Aydın yönünde ilerliyoruz. Yatağan çıkışının 35. kilometresinden Kırksakallar Köyü’ne ayrılan sapak, Gerga harabelerine giden en kestirme yolu işaret ediyor. Alabayır, Topçam ve Hacıpaşalar köylerinin ortasındaki kayalık arazi, esrarengiz bir Karya kenti olan Gerga’nın kutsal alanını saklıyor. Birkaç saatlik keyifli bir tarih yürüyüşünden sonra Büyük Menderes Nehri’nin bereket dağıttığı pamuk tarlaları arasından kıvrılarak Nazilli’ye uzanıyoruz. Nazilli - Bozdoğan yolunda, Direcik Köyü’nü geçtikten sonra sola ayrılan ilk sapak Esenköy’e çıkıyor. Eski adı Arpaz olan köyün sırtını yasladığı sivri tepe üzerindeki sur kalıntıları, antik bir Karya kenti olan Harpasos’a ait. Köy evlerinin arasında yükselen taş kule ile hemen arkasındaki geniş verandalı ahşap konak ise fazlasıyla görülmeye değer. Konak sahiplerinin 19. yüzyılda eşkiya saldırılarından korunmak için yaptırdığı ortaçağ şatosu görünümlü savunma kulesi, Rodoslu taş ustaların imzasını taşıyor. Esenköy’e15 kilometre uzaklıktaki Nazilli’de meşhur basma fabrikası bir üniversitenin kampüsüne dönüştürülmüş. Nazilli Garı’nın karşısında yer alan ve yörede etnografya müzesi olarak bilinen eski Ankara Palas Oteli’nde, Ömer Kavur’un Anayurt Oteli filmi çekilmiş. Nazilli çıkışından üç kilometre sonra Karacasu yönüne ayrılıyoruz. Sapaktan itibaren Dandalaz Çayı boyunca, yer yer çam ormanları arasında ilerleyen 27 kilometrelik zevkli yolun ucu Karacasu’ya çıkıyor. Doğu Menteşe Dağları’nın uzantıları olan Karıncalı ile Akdağ’ın arasındaki dar bir vadinin içine kurulan Karacasu, Aydın’ın Denizli’ye en yakın ilçesi. Nar ve elmasıyla ünlü ilçede, el yapımı toprak kap üreticiliği gelişmiş. Çanak, çömlek, saksı ve testi başta olmak üzere çeşitli dekoratif objeler, ilçedeki atölyelerde üretilip satışa sunuluyor. Afrodisyas’a gelen turist kafilelerini ağırlayan yemek ve konaklama tesislerinin bolluğuyla dikkat çeken ilçe, yaz aylarında yaylalarıyla da rağbet görüyor.
AFRODİT’İN HAZİNESİ
Karacasu’nun 13 kilometre doğusundaki Geyre Köyü, Anadolu’nun en önemli antik heykel üretim merkezlerinden biri olan Afrodisyas ile tanınıyor. Büyük Menderes Nehri’nin kollarından biri olan Dandalaz Çayı’nın hayat verdiği yemyeşil bir platonun ortasına kurulan kentte, üç kilometrelik bölümü ayakta kalan şehir surlarıyla karşılanıyoruz. Ana yoldan içeriye kavak ağaçlarının hışırtıları eşliğinde kıvrılan yol, yüz metre sonra geniş bir otoparka çıkıyor. Turnikelerden geçip ören yerine girdiğinizde, antik heykeller ve lahitlerle süslenmiş yemyeşil bahçelerle çevrili bir meydana çıkılıyor. Sağda kalan Afrodisyas Müzesi’nde çoğunluğu M.Ö. 1 ve 2. yüzyıllardan kalma büst, heykel, rölyef ve mimari parçalar sergileniyor. Afrodisyas dinsel bir merkez olmanın yanı sıra, antikçağın en ünlü heykel okullarından birine ev sahipliği yapmış. Kentin atölyelerinde üretilen heykel ve panolar, Roma imparatorlarının saraylarını süslemiş. Afrodisyaslı heykeltıraşların en güzel eserleriyle süslenen Sebasteion ise M.Ö. 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’na bir şükran borcu olarak yapılmış. Bu muhteşem antik heykel galerisini süsleyen rölyefler ise hayranlık verici bir detay zenginliğine sahip. Roma imparatoru Augustus’un “Asya’daki gözbebeğim” dediği Afrodisyas; antikçağın başyapıtı olarak kabul edilen anıtsal kapısı, sütunlu Afrodit Tapınağı, 10 bin kişilik tiyatrosu, Hadrian Hamamı, havuzlu pazar yeri, felsefe okulu ve çok iyi korunmuş 30 bin kişilik stadyumuyla sizi de etkileyecek. Gün boyu keyifle gezdiğimiz kentin antik caddeleri gün batımının kızıl ışıklarıyla yıkandığında, akropolün basamaklarına oturup Anadolu’nun zenginliklerine bir kez daha hayran oluyoruz. Afrodisyaslı heykeltıraşların çekiç sesleri ise kulaklarımızda çınlıyor...
EGE’NİN RENKLERİ
Yatağan – Afrodisyas güzergâhında rastlayacağınız dükkânlarda meşhur Milas halı ve kilimlerini bulabilirsiniz. Motif türüne göre isimler alan pastel renkli Milas halıları, elde dokunuyor ve kök boyasıyla renklendiriliyor.
DEVE GÜREŞLERİ
Aydın iline bağlı Nazilli ve Çine, Ege’nin geleneksel deve güreşlerinin yapıldığı iki tarihi yer. Bu yıl şubat ayında düzenlenen deve güreşi şenliklerine Türkiye’nin yanı sıra dünyanın dört bir yanından izleyici katılmıştı.