Yazı: Melih Uslu Fotoğraf: Arif Aşçı
Trabzon’un yamaçlarını örten yemyeşil ormanlarla çevrili Maçka, serin yaylalardan görkemli mabetlere, yerel lezzetlerden renkli festivallere her adımda yeni bir sürpriz sunuyor.
Trabzon’dan Zigana Dağları’na ağaç kokuları eşliğinde uzanan yol, 29 kilometrede Maçka’ya ulaşıyor. Şehir merkezinden itibaren çok katlı binalar, yerini irili ufaklı köylere, mısır ve fasulye bahçelerine bırakıyor. Maçka yakınlarında ise yol bambaşka bir dünyaya açılıyor: Yıldızlı oteller, renk renk pazar tezgâhları, şık lokantalar ve kır kahveleri… Yöreye hayat veren Coşandere’nin gürül gürül çağlayan suları, bölgenin hazinelerinden biri olan Sumela Manastırı’nı işaret ediyor. Yol üzerinde sıralanan kır lokantaları yerel lezzetler sunan birer ziyafet mekânı. Sumela’nın girişinde otomobilimizi bıraktıktan sonra manastıra kadar yaklaşık 500 metre yolumuz var. Bol oksijenle enerji depolayıp patikayı tırmanmaya başlıyoruz.
KARADENİZ’İN ÇATISINDA
Gökyüzüne asılan bulutların arasından belli belirsiz seçilen Sumela Manastırı, Karadağ’ın içine oyulmuş gerçeküstü bir şatoyu andırıyor. 5. yüzyılda iki rahibin Meryem Ana’nın mezarının bulunduğuna inandıkları Altındere Vadisi’ne inşa ettirdiği manastır, bin küsur yıl boyunca büyütülerek bugünkü haline kavuşmuş. Önde peş peşe sıralanmış beş büyük bina ile arkasına gizlenmiş yüz kadar irili ufaklı konuttan oluşan manastır, göz kararı birkaç bin kişinin yaşayabileceği büyüklükte. Kiliseler, şapeller, kütüphaneler, çeşmeler, mutfaklar ile keşiş, misafir ve inziva odalarından oluşan manastırın bazı hücreleri, rengârenk fresklerle süslü. Arka bahçedeki havuzlu çeşmenin suyu yüzyıllardır kutsal kabul ediliyor. Bölgeyi çok iyi tanıyan profesyonel rehberlerin söylediklerine bakılırsa, ağustos - eylül ayları arası Maçka’ya gitmek için en ideal dönem. Maçka’yı merkez alarak Trabzon’u gezmek de elinizde. Zağnos Paşa Köprüsü, Kanuni Evi, Ayasofya Kilisesi, Taşhan, Atatürk Köşkü, Tarihi Cephanelik ve Roma surlarının her biri bir saat mesafede. Canlı alabalık, mısır çorbası, mıhlama, kuymak, hamsili kaygana, turşu kavurması, lahana sarması, minci peyniri, fikoki denilen böğürtlen şurubu ve güveçte köy sütlacı gibi yöresel yemeklerin tadına baktıysanız size bir önerimiz daha var. Tarihi evleriyle ünlü Akçaabat’ın sahiline kadar uzanıp yörenin meşhur köftesini mutlaka denemelisiniz.
Çam, köknar, kayın, kızılağaç ve kestane ormanlarıyla kaplı Zigana Vadisi’ne doğru gittikçe güzelleşip dağların içine sokulan yol, iki binli rakımlarda yoğun bir sis tabasının içinde ilerliyor. Maçka - Torul yolu üzerinde birbirinden güzel Karadeniz evleriyle karşılaşmak mümkün. Zigana Dağı’nın eteklerindeki bin 700 rakımlı Hamsiköy’ün sütlacı dillere destan. Trabzon’un doğal sınırını oluşturan Zigana Dağı’nı aşmak için önümüzde iki seçenek var. Soldaki eski yol, inişli çıkışlı tepelerin kıvrımlarını izleyen keyifli bir dağ yolu. Sağdaki Zigana Tüneli, bin 700 küsur metre ile Türkiye’nin en uzun tünellerinden biri. Dağı aştığınızda, farklı bir iklime hazırlıklı olmalısınız. Nitekim geçidin Trabzon’a bakan ucu ılıman Karadeniz, Doğu Anadolu’ya bakan ucu ise karasal iklim özellikleri taşıyor. Geçidin çıkışındaki Torul’da bulunan Karaca Mağarası, esrarengiz dehlizleri, ışıklandırılmış dev sarkıt ve dikitleriyle sıra dışı bir gezi parkuru. Yolun buradan sonraki bölümü, Doğu Karadeniz’in keşfedilmemiş hazinelerine açılıyor. Torul - Gümüşhane - Yayladere rotasını izleyip 2 bin 280 metrelik Salmankeş Geçidi’ni aşarak varılan Yağmurdere Vadisi, Karadeniz Dağları’nın en ulaşılmaz noktalarından biri. Yanbolu Çayı’nın kıyısına kurulan Dumanlı kasabası, tarihte yedi eski köyün merkezi olmuş. Bin 500 ile bin 800 metre yüksekliğindeki dar vadi çanaklarının içine oturan köylerin yapıları hâlâ ayakta. Sabah saatleri dışında, hemen her gün sislere gömülen köylere, kış aylarında gitmekse riskli olabiliyor.
Maçka, çevresine yeşil birer zümrüt tanesi gibi dağılmış yirmiden fazla yaylaya ev sahipliği yapıyor. Kiraz, Lapazan, Çakırgöl, Çatma Oba, Düzköy, Hıdırnebi, Kuruçam ve Sis Dağı bunlardan sadece birkaçı. Yörenin yüzlerce yıllık geleneksel kültürünü yansıtan taş ve ahşap evleri, dağ gölleri ve coşkun dereleriyle bölgenin karakterini yansıtan yaylaları mutlaka keşfetmek gerek. Oksijen yüklü tertemiz bir havaya sahip yaylalar yazın horon sesleriyle şenleniyor. Maçka’da yaşayacağınız bunca güzellikten sonra, dönüşte köy çarşılarından rengârenk dokumalar, yerel peynirler, taze çay ve fındık almayı unutmayın. Çünkü bu cennet coğrafyayı çok özleyeceksiniz!
YOLA ÇIKMADAN ÖNCE
Yayla gezilerinde uzun yürüyüşlere hazırlıklı olmalısınız. Burkulmalara karşı ayağınızı koruyabilecek, su geçirmeyen botlar, yağmurluk ve rahat bir pantolon bulundurmanız çok önemli. Soğuk algınlıklarına ve mide bozukluklarına karşı ise ilaç bulundurmanızda yarar var.
YAYLA FESTİVALLERİ
Turistik otel ve restoran seçeneklerinin bulunduğu Trabzon yaylaları yaz aylarında birer festival mekânına dönüşüyor.