Yazı: Zeynep Erekli Fotoğraf: Tuğba Tırpan
Ağırbaşlı, kozmopolit ve yenilikçi. Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da tarihin ağırlığı, çağdaş yaşamın dinamizmine karışıyor ve şehir ziyaretçilerine unutulmaz keyifler sunuyor.
“Üzerinde güneş batmayan krallık.” Bir zamanlar böyle tanımlanan Büyük Britanya’nın başkenti Londra, bugün kraliyetin ve görkemli tarihinin izlerini, çağdaş ve heyecan verici yeniliklerle bir arada yaşatıyor. Kendine has mimarisiyle, canlı, düzenli, kesinlikle baş döndüren hızıyla büyük bir metropol burası...
Thames Nehri kıyısında Romalılar tarafından yaklaşık 2 bin yıl önce kurulan bu şehir; günümüzde kendine özgü mimarisi, müzeleri, kraliyet merasimleri ile atacağınız her adımda size kozmopolit bir dünyanın kapılarını aralar.
İngiltere’yi işgal eden ve 1066’da taç giyerek İngiltere Kralı I. William olan Normandiya Dükü William’dan bu yana İngiltere’nin Kraliyet başkenti olan Londra; Avrupa’ya seyahat etmek isteyen pek çok kişinin öncelikle gitmek istediği yerler arasında.
Londra’da konaklama açısından çok seçenek var. Şehrin merkezinde uygun fiyatlı bir otelde kalmak isteyenler Victoria İstasyonu civarındaki basit ve konforlu iki yıldızlı otelleri tercih ediyor. Bölge; tren, metro ve otobüs hatlarının kesişim noktası olduğu için de avantajlı.
Şehirde ulaşım için en hızlı ve en pratik yol metro. Hafta içi genellikle 05.30–00.30 arasında çalışan hatlar, pazarları iki saat daha geç hareket ediyor. Son kalkışlar da bir saat daha erkene alınıyor. 1863 yılında kullanıma giren Londra metrosunun, dünyanın en eski yeraltı ulaşım sistemi olarak bilindiğini de hatırlatalım. Bir diğer alternatif yine şehrin çoğu yerine kolayca ulaşabileceğiniz otobüs ağı. Hem otobüs hem de metroda kullanabileceğiniz elektronik kart Oyster Card’dan almanız ulaşımınızı daha ekonomik kılacak. Metro istasyonlarında ve gazete bayilerinde satılan Oyster Card’ı içlerine kontör yükleyerek kullanıyorsunuz. Kalış sürenize göre size en uygununu seçebilirsiniz. Ayrıca Oyster Card, bazı müze ve etkinlik girişlerinde de indirim sağlıyor.
Kraliçe’nin yaşadığı Buckingham Sarayı resmi törenlerde ve asker değişim törenlerinde renkli görüntülere sahne oluyor. Her gün sarayın önünde yapılan nöbet değişiminin yanı sıra, resmi törenlerde kırmızı üniformalı İngiliz askerleri geçit törenleri düzenliyor ve bu törenlerin kiminde Kraliçe de atlı arabasından halkı ve turistleri selamlıyor. Önündeki devasa Amiral Nelson heykeliyle ziyaretçilerini selamlayan Trafalgar Meydanı da dünyanın ünlü meydanları arasında yer alıyor.
THAMES KIYISINDA
Thames Nehri kenarındaki, South Bank olarak bilinen bölge, hepsi birbirine yürüme mesafesinde olan birçok önemli yapıya ev sahipliği yapıyor. Nehir kenarında yarım günlük bir gezintiyle hem Londra’nın bugünkü ruhunu hem de geçmişini hissedebilirsiniz. Geziye Westminster’dan başlayın, İngiliz Parlamentosu’na ev sahipliği yapan 19. yüzyılda inşa edilmiş görkemli Parlamento Binası Westminster Sarayı’nı ve gözden kaçması imkânsız Big Ben Saat Kulesi’ni görün. Victoria gotik stilinde inşa edilmiş 96 metre yüksekliğindeki saat kulesi Birleşik Krallık’ın en önemli simgesi. Biraz ileride, karşınıza bu bölgenin sanat merkezi olan Southbank Centre çıkacak, onun ötesinde şehrin en büyük tiyatro mekânı olan National Theatre’ın modernist blokları göze çarpıyor olacak.
Waterloo ve Blackfriars Köprüsü arasında art-deco yapısı kule Oxo Tower Wharf yükseliyor. Zarif Millenium Köprüsü’nü de geçince, kendinizi St. Paul Katedrali’ne çıkan merdivenlerin dibinde bulacaksınız. Prens Charles ve Prenses Diana’nın düğün töreni ile tanınan katedral, yeşile çalan haşmetli kubbesi ve muhteşem iç mimarisiyle her gün binlerce ziyaretçi ağırlıyor.
Sizin için bir şehri keşfetmek, o şehrin kültür-sanat mekânlarını keşfetmekse, Londra’da işiniz zor. Burası sanatın, tiyatronun, müzelerin ve dansın merkezi gibi. Dünyanın en saygın müzelerinden British Museum burada. Tarih öncesi dönemlerden modern çağlara uzanan insanlık tarihinin en önemli parçalarını sergileyen müze için uzun bir gün ayırmanız şart. Mumyalarıyla ün salan hatta filmlere konu olan Mısır Odaları müzenin en ilgi çekici bölümlerinden. British Museum her gün açık ve giriş herkese ücretsiz. Kraliyet’in en büyük müzesinin ücretsiz olması, Birleşik Krallık’ın kültüre verdiği değeri de gösteriyor.
Şehrin çağdaş sanat müzesi Tate Modern, her zaman ufuk açıcı çağdaş sanat sergileri sunuyor. Müzenin sabit koleksiyonu ise, Matisse, Rothko ve Pollock gibilerinin eserleriyle modern sanat meraklılarını çekiyor. İngiliz sanatının 16. yüzyıldan başlayarak beş yüzyılını, Hogarth, Constable, Bacon, Moore ve Turner gibi isimlerin eserleriyle sergileyen Tate Britain ise klasik sanatı takip eden sanatseverler için.
West End olarak anılan şehrin batı yakası, Londra’da tiyatroların ve müzikallerin merkezi. 20’den fazla müzikal West End’deki çeşitli tiyatro salonlarında oynuyor. Yılda 10 milyondan fazla kişinin izlediği müzikallerden bazıları yıllarca sürüyor. Örneğin, Victor Hugo’nun ünlü eseri Sefiller’in müzikali geçen yıl Londra’da 25. yaşını kutladı.
KEYİFLİ ALIŞVERİŞLER!
Çokkültürlü sokak pazarlarından alışveriş merkezlerine; bağımsız butiklerden geleneksel terzilere, şık şarküterilere kadar her şey Londra’da emrinize amade. Oxford Caddesi, büyük markaların zincir butikleriyle ve en ucuzundan en pahalısına alışveriş merkezleriyle, şehrin alışveriş anlamında atan kalbi. Covent Garden ve Soho bölgelerinden spor ayakkabılar, tişörtler, Londra’ya has hediyelik eşyalar ve eğlenceli ev eşyaları alabilirsiniz. Soho’da bağımsız müzik ve kitap dükkânları da dikkat çekiyor.
Notting Hill ise cumartesi ve pazar günleri kurulan Portobello pazarıyla popüler. Antika eşyalar ve koleksiyon parçalarıyla ünlü bu pazar yeri büyükçe bir alana yayılıyor. Antikalar Notting Hill’in sonundan başlıyor; üst kısımlarda yeme-içme tezgâhları var. Her cins yemeğin pazar tezgâhları üzerinde yapıldığı bu bölümde sandviçler, makarnalar, Uzakdoğu lezzetleri, kısaca ne ararsanız var. Pazarın bittiği yerde, Westway ve Ladbroke Grove civarında da yıldızı yeni parlayan tasarımcıların ve ikinci el kıyafetler satanların tezgâhları var. Moda ve stil meraklıları buralarda son derece uygun fiyatlara özgün ve havalı parçalar bulabilir.
Londra’nın en zarif alışveriş merkezi şüphesiz Piccadilly’deki Fortnum & Mason. Dört katlı mağaza, ortasından yukarı doğru süzülen görkemli merdivenleri, camdan kubbesi, uçuk mavi, altın tonları ve pembelerden oluşan ikonik renkleriyle 300 senelik bir Londra klasiği. Sokakta herkesin elinde göreceğiniz sarı poşetler ise Londra’nın simgesi haline gelmiş Selfridges Mağazası’na ait. Oxford Caddesi üzerindeki dev mağazada giyimden yeme-içmeye, spor malzemelerinden ev ürünlerine kadar geniş bir ürün yelpazesi var; kadın, erkek, çocuk herkesin aradığını bulmasına şaşmamalı.
DAMAK HOŞLUKLARI
Fish&Chips... Londra ve yemek kelimeleri yan yana gelince, akla üçüncü gelen bu olsa gerek. Gerçekten de Londra’nın dört bir yanına yayılmış her zevke ve cebe uygun bir mekân bulabilirsiniz. Dostça bir atmosferi paylaşabileceğiniz, balık ve patates kızartmanızı yiyebileceğiniz bu mekânlar şehrin ikonlaşmış yerleri.
Ama bu şehir sadece fish&chips’le sınırlı değil. Londra’da yaşayan farklı ülkeden ve etnik kökenden insanlar ve yeme-içme alışkanlıkları, şehrin damak haritasını zenginleştiriyor. Çin, Hindistan, Japonya, Güney Amerika, Türkiye, Afrika ve daha birçok mutfaktan örnekler sunan restoranlara kentin her yerinde rastlayabilirsiniz. China Town bölgesi Çin ve Uzak Doğu yemekleri bulmak için ideal. Fiyat olarak nispeten ucuza çok farklı Uzak Doğu lezzetleri deneyebilirsiniz. Şehrin doğu yakasındaki Bricklane bölgesi de Hint ve Orta Asya lokantalarını sunar.
OLİMPİYAT HEYECANI
Londra, gelecek yıl ev sahipliği yapacağı 2012 Olimpiyat Oyunları’nın hazırlıklarını da tüm hızıyla sürdürüyor. Olimpiyatlar sırasında ziyaretçi akınına uğrayacak şehirde metro ağlarında yenileme çalışmaları bir yanda, 530 milyon sterline mal olacağı açıklanan 80 bin kişilik kapasiteye sahip Olimpiyat Stadı’nın yapımı diğer yandan hızla devam ediyor. Olimpiyat oyunlarının biletleri Mart ayından itibaren satışa sunulacak.
Parkların şehri
Şehrin en büyük parkı Hyde Park’ta günün her saati keyifle piknik yapanlara rastlayabilirsiniz. Parkın ortasındaki Serpentine Gölü ise kışın buz patencilerinin gözde mekânı. Diğer önemli parklar: Regent’s Park, St. James Park ve Richmond Park.