• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Ekim 2011

Yazı: Melih Uslu Fotoğraf: Ömer Doğan

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Seyahat otoritelerinin dünyanın görülmeye değer 20 restorasyon projesinden biri seçtiği Datça’daki Mehmet Ali Ağa Konağı, bir turizm ve kültür merkezi olmasının ötesinde konuklarına özel bir yaşam stili vaat ediyor.

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Koca Ev’in Muhteşem Dönüşü

Datça’da, iki yüz yıllık bir kültür mirası yeniden canlandı. Dünyaya örnek olan bir restorasyonla yenilenen Mehmet Ali Ağa Konağı, konaklama imkânı da veren bir turizm ve kültür merkezine dönüştürüldü. Osmanlı’nın Akdeniz bölgesindeki en güzel mimari örneklerden biri olan bu zarif eşraf malikânesi, Reşadiye Mahallesi’nin tepesinde yükseliyor. Yörede Kocaev diye anılan konak, 2002 Sonbaharı’nda Mehmet Pir adında bir işadamı tarafından satın alınana dek kaderine terk edilmiş. Yeni sahiplerinin kararlılığıyla görkemli günlerine geri dönen konağın restorasyonu tarihe karşı duyulan saygı ve sorumluluğun öyküsü gibi. Öyle ki tarihi doku en ince detaylarına kadar korunmuş. 1809 tarihli konak, misafirlerini doğanın kucağında geçmişin anılarıyla buluşturmayı amaçlıyor.
 
HUZURA İLK ADIM

Köklü tarihi, bozulmamış doğası ve tertemiz deniziyle Anadolu’nun eşsiz parçası Datça’nın Toskana kırlarını aratmayan mahallesi Reşadiye’deyiz. Mehmet Ali Ağa Konağı’nın ahşap kapısından adım atar atmaz huzura açılan bir yolculuk başlıyor. Ev sahibesi Sena Pir Çakır, bizi kapıda sıcak bir gülümsemeyle karşılıyor. İsviçre’de otelcilik ve işletme eğitimi alan Pir, “Datça’da kendimi buldum” diyor ve ekliyor: “Dünyada mutlaka görülmesi gereken 20 yer arasında yedinci sırada yer aldık. Bu konak bizim gururumuz. Hedefimiz bu doğa ve kültür mirasını gelecek nesillere aktarmak.” Sena Hanım’a kulak verirken bahçenin tadını çıkarıyoruz. Özenli bir peyzaj mimarisinin ürünü olan bahçenin büyüklüğü beş dönümü aşıyor. Konağın restorasyonu adeta bir arkeolojik kazı titizliğinde yapılmış. 2,5 yıl süren restorasyonda taş, ahşap ve kalem işçiliği konusunda Türkiye’nin önde gelen uzmanları görev almış. Üç mimarın yanı sıra, 80 taş ve ahşap ustası geceli gündüzlü çalışmış. Restorasyon yapılırken yazılı tarihle yetinilmeyip sözlü tarih de araştırılmış. Datça’daki yerel tarih grubundan destek alınmış. “Konak eskiden nasıldı? Kimler, nasıl yaşadı?” Tüm bu sorulara yanıt aranmış. Ahşap aksamdaki her bir kıymık parçası bile değerlendirilmiş. Malta’dan getirilen taşların hepsi temizlenip yerine konulmuş. Dış bölümün yenilenmesinde horasan tekniği kullanılmış. Duvarlarda kullanılan eski boyaların aynısı bulunmuş. Osmanlı çizgisi mimari detaylardan konuk ağırlamaya kadar korunmuş. Bugünse konağın müdavimleri arasında dünyaca ünlü bilim adamları ve sanatçılar var.

ODA ODA TARİH

Osmanlı tarzının modernleştirilmiş çizgilerini yansıtan 18 odanın her biri farklı bir karaktere sahip. İç dekorasyonda gelenekseli güncelle buluşturan bir tasarım anlayışı benimsenmiş. Ahşap çardaklar ve ferforje galerilerle özel dinlenme alanları düşünülmüş. Özellikle banyolarda kalem işlerinden eski kurnalara kadar eski detaylar korunmuş. Odalarda televizyon ve klima gibi yeni teknoloji ürünlerinden kaçınılmış. Her şey eskiden olduğu gibi bırakılmış. Tıpkı bahçedeki 200 yıllık taş fırın gibi. Burada odun ateşinde pişirilen ekmek ve yemeklerin tadına doyum olmuyor gerçekten de. Zaten konak sahipleri de sadece mekânlarla değil tatlarla da akılda kalmayı hedefliyor. Osmanlı ve Akdeniz lezzetlerini mutfağında buluşturan konakta, seçkin ürünlerin kullanılmasına özen gösteriliyor. Sofralarsa bahçeye bakan geniş avludaki fıskiyeli havuzun çevresine kuruluyor. Limon ve portakal ağaçlarının koyu gölgesinde, çiçek kokuları eşliğinde alınan akşam yemekleri unutulmaz bir deneyime dönüşüyor. Konağın en gözde yeri ise Baş Oda. 1830’lu yılların estetiğini günümüze taşıyan oda adeta bir müze görünümüne sahip. Ev sahibi ağanın makamı olarak inşa edilen oda muhteşem kalem işleriyle bezeli. Odadaki yatağın ise dönemin Osmanlı padişahına hediye edilmek üzere Avrupa’dan getirtildiği rivayet ediliyor. Baş Oda’nın sürprizlerinden biri de aile hamamı. Klasik Türk hamamının bütün özelliklerini taşıyan bu mekân, suyun sağlığını konuklarına taşıyor. Konak, sanatsal ve kültürel etkinlikleriyle de kendinden söz ettirmeyi hedefliyor. Tarih, kültür ve sanat kitaplarından oluşan zengin kütüphane de bu amaçla kurulmuş. Gezdikçe görüyoruz ki, Mehmet Ali Ağa Konağı her köşesinde ayrı bir keyif vaat ediyor.

ŞİFALI DOĞA

Antik Çağ’da solunum, deri ve cilt şikâyetleri olanlar tedavi için Datça’ya gelirmiş. Burada bulunan Knidos’un bir tıp merkezi olması da bu bölgenin zengin florasından kaynaklanıyor. Bugün de Datça’daki uzun yaşamın sırrı, bölgenin oksijen yüklü bakir doğasına bağlanıyor.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.