Yazı: Jülide Karahan Fotoğraf: Hamit Yalçın
İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum olmak üzere dört ayrı Resim ve Heykel Müzesi var ülkemizde. Koleksiyonunda 5 bine yakın eser bulunan Ankara Resim ve Heykel Müzesi 10 yıllık bir aranın ardından geçtiğimiz aylarda açıldı.
Büyüdükten yıllar sonra bir akşam babasına sorar Orhan Pamuk, resme yetenekli olduğumu nasıl anladınız diye… Babası ona, yedi yaşındayken çizdiği bir resmi hatırlatır: “Bir ağaç resmi yaptın. Bir de dalına karga kondurdun. Annenle birbirimize baktık. Çünkü resimdeki karga dala, tam bir karga gibi konmuştu.” Babasından aldığı desteğin de etkisiyle ressam olma hayaliyle büyüyen Pamuk, gençliğinde güzel modelini/sevgilisini okuldan alıp, okulun hemen karşısındaki dolmuş durağından beş dakika mesafedeki İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne gidermiş. O günleri, İstanbul Hatıralar ve Şehir’de şöyle anlatıyor: “Müzeye, okuldan dolmuşla çok çabuk gidilebilen... bir yer olarak ayağımız çok alışmıştı. Üstelik bizi şehrin hüznünden ve gittikçe artan soğuğundan da koruyordu. … Bir zamanlar Dolmabahçe Sarayı’nın veliaht dairesi olan bu odalara yalnızca boş ve elverişli oldukları ya da İstanbul’un yorucu yoksulluğunun yanında Osmanlı’nın son devir ihtişamı için, yani yüksek tavanları, harika balkon demirleri ve çoğu yanlarındaki duvara asılı resimlerden çok daha güzel bir boğaz manzarasına bakan yüksek pencereleri için değil, sevdiğimiz bir resim için de geliyorduk. Bu, Halil Paşa’nın Yatan Kadın adlı tablosuydu. … ”
Hepimiz biliyoruz. Ressam değil; yazar oldu Orhan Pamuk. Ama Saf ve Düşünceli Romancı’da anlattığı gibi; kafasında, ruhunda olup bitenleri, tıpkı bir ressamın dağlar, ovalar, ormanlar, nehirler, kayalıklarla kaplı rengârenk, karmaşık ve hareketli bir manzarayı kesinlik ve açıklıkla resmetmesi gibi, anlatabilmek istedi. Çünkü ona göre, roman yazmak kelimelerle resim yapmak, roman okumak da başkalarının kelimeleriyle kafamızda resimler canlandırmaktı.
Başka yıllarda ve başka bir şehirde ama benzer bir şekilde; dede mesleği fotoğrafçılığın üçüncü kuşak temsilcisi Mehmet Turgut da bir dönemini Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde geçirdi. AnadoluJet Dergisi’nin Eylül sayısına verdiği röportajda anlattığı üzere: “30 yaşımdan sonra kopup geldim İstanbul’a. O zamana kadar Ankara’daydım. Yapacak çok fazla şey yoktur orada, o yüzden mecburen işinizi yaparsınız. … Elimden gelen tek şey fotoğraf çekmekti ama bundan hiç de memnun değildim. ...Bir şeyler yapmak istiyor ama ne yapacağımı bilmiyordum. Her gün Ankara Resim Heykel Müzesi’ne gidiyor, sabahtan akşama kadar resim çalışıyordum. Neden... belli değil. Hani ağlamadan önce boğazınıza bir şey düğümlenir, yutkunsanız da yok olmaz. İşte öyle bir hâl içindeydim. İçimde bir sürü duygu vardı ve onları nasıl atacağımı bilmiyordum. Bir gece, bir noktada, kendi kendime, istediğim resimleri neden fotoğrafla yapmıyorum ki dedim ve başladım.”
Araştırsak, Türkiye’deki bir elin parmağınca resim heykel müzesinin kim bilir daha kimlerin boğazındaki düğümleri çözdüğüne şahit olacağız. Sadece dört taneler; İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum’da... İzmir’deki Konak’ta, içinde beş yüze yakın eser ya var ya yok. Erzurum’daki bir kültür merkezinin içinde ve sadece 61 resim sürekli teşhirde. 10 binden fazla eserin bulunduğu İstanbul’daki ise nicedir, 2006’dan beri restorasyon sebebiyle kapalı.
En iyi haber Ankara’dakinden. O, neredeyse 10 yıllık bir aranın ardından 13 Temmuz’da açıldı. Müzeyi gezen bir genç, yanındakine anlatıyordu geçenlerde: “Bu eserlerin orijinallerini ilk defa görüyorum. Hatta doğrusu, hayatımda ilk defa orijinal bir eser görüyorum.” Osman Hamdi Bey’den Abdülmecid Efendi’ye, Şeker Ahmet Paşa’dan Fikret Mualla’ya, Şevket Dağ’dan İbrahim Çallı’ya... Nasıl derler, böyle içinizden bir şey yükseliyor ve tam boğazınızda durakalıyorsa ziyaret etmenizde fayda var. İlham veriyor, bir şekilde...
İSTANBUL RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Atatürk, Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’ni Güzel Sanatlar Akademisi’ne (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) tahsis etti ve Türkiye’nin ilk Resim ve Heykel Müzesi 20 Eylül 1937’de açıldı. Şeker Ahmet Paşa, Giritli Hüseyin, Süleyman Seyyid, Hüseyin Zekai Paşa ve Osman Hamdi Bey’in tablolarını da içeren koleksiyonda; 10 binden fazla resim, 600’den fazla heykel var.
ERZURUM RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Erzurum Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Müdürlüğü, 1963 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Halk Eğitim Merkezi binasının üst katında hizmete açılmış. 1976 yılında Kültür Bakanlığı’na devredilen müze, Erzurum Kültür Merkezi kompleksi içinde hizmet vermeyi sürdürüyor.
İZMİR RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
İzmir Resim ve Heykel Müzesi, 9 Eylül 1952’de Kültürpark içinde bir galeri olarak açılmış. 1973 yılında, o zaman müdürlük görevini yürüten ressam Turgut Pura’nın çabalarıyla müzeye dönüşerek halen hizmet verdiği Konak’taki yeni binasına taşınmış.
ANKARA RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927 yılında inşa edilen müze binası, zamanında Atatürk’ün toplantılarının yanı sıra ilk opera, ilk tiyatro ve ilk sergiye ev sahipliği yapmış. Türk Ocakları Merkez Binası olarak projelendirilen yapı, Türk Ocakları’nın kapanmasından sonra Ankara Halkevi olarak hizmet vermiş ve 6 Nisan 1980’de Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmete açılmış.
Fotoğraf Yazıları:
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin koleksiyonunda 5 bine yakın eser bulunuyor.
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde Atatürk’ün toplantılarına ev sahipliği yapmış bir salon.
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde 750 kadar eser teşhir ediliyor.
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin koleksiyonu son dönem Osmanlı’dan, erken Cumhuriyet dönemi sanatçılarından oluşuyor.
1927 yılında mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’nun projesini hazırladığı Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin opera salonu.
1950’ye kadar Ankara Halkevi olarak hizmet veren binanın bir salonundan tavan detayı.
Yenilenen Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin ön cephesi.
Adnan Çoker’in Siyah Resimler dizisinden bir resim.