• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Ağustos 2011

Yazı: Güneş Kömürcüler Fotoğraf: İzzet keribar

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Doğu İle Batı’nin Tam Ortasında: Moskova

Moskova’ya ilk defa gidiyorsanız okuduklarınızın ve duyduklarınızın çok ötesinde bir şehre hazırlıklı olun. Doğu’yla Batı’nın tam ortasında, devasa caddelere ve yemyeşil alanlara sahip bir yer karşılayacak sizi.

İçine biraz daha daldıkça daha hızlı nefes alıp verdiğinizi, bulutlara her zamankinden daha yakın olduğunuzu hissedeceksiniz. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında “tüm Rusların annesi” dediği bu şehre inerken derin bir nefes almayı unutmayın bu yüzden.

İstanbul’dan yaklaşık üç saatlik bir uçak yolculuğunun ardından Moskova’ya iniyorsunuz. İnerken Moskova’nın aslında kocaman bir meydan ve onun etrafındaki yemyeşil ya da gri halkalardan oluştuğunu görüyorsunuz. Daha çok Sovyet döneminden izler taşıyan devasa bir havalimanı karşılıyor sizi.

Uçağa binmeden önce otel rezervasyonunuzu yaptırdıysanız havalimanından otele transferde sıkıntı çekmiyorsunuz. Eğer rezervasyon yaptırmadıysanız her köşe başında rastlayacağınız korsan taksilerden biri yanınıza yaklaşacaktır.

Sıkı bir pazarlığa hazır olun. Bütün Moskova yolculuğunuz boyunca birçok kere pazarlık yapmak zorunda kalacaksınız. AnadoluJet uçaklarının indiği Domodedovo Havalimanı’ndan şehir merkezine kolayca ulaşabilirsiniz.

ŞEHİRDE İLK ADIMLAR

Şehir merkezine doğru yolculuğunuzun daha birinci dakikasında yoğun bir trafiğin içine giriyorsunuz. Moskova, sekiz şeritli devasa yollarına rağmen maalesef dünyanın en yoğun trafiğine sahip şehirlerinden. En lüks arabaların yanı sıra 70’lerden kalma Rus yapımı arabalar peşi sıra giderken gözünüz korkmasın çünkü bir şekilde akıyor trafik.

Bu arada mümkün olduğunca şehir merkezinde bir otelde kalmanız en iyisi olacaktır çünkü Moskova gerçekten çok büyük bir şehir. Şehrin 90 kilometre dışındaki yerler bile Moskova sayılıyor. O nedenle konaklama işlemlerinizi, Moskova’yı bilen biriyle önceden yapmanız, işinizi son derece kolaylaştıracaktır.

Ayrıca harita üzerinde sadece birer cadde gibi görünen caddelerin bir tanesini bile boydan boya yürümek saatler sürebiliyor. O nedenle şehre indikten sonra metro sistemini çözmeye çalışmak gerekiyor. Yapımına 1935’te başlanan Moskova Metrosu, 200’ü aşkın istasyonuyla ilk seferde ayrı bir gezegenmiş gibi görünüyor.

Kafanız karışırsa sormaktan çekinmeyin. Ruslar soğuk görünseler de çok yardımseverler. Ayrıca, ilk bakışta çok karışık gelse de Kiril alfabesini birkaç günde çözüyorsunuz. İngilizce bir şekilde iletişim kurabiliyorsunuz. Bu arada, Türkçe konuşan kişi sayısının hiç de az olmadığını unutmayın. Şehrin gözde caddelerindeki dükkânlarda ya da restoranlarda eski Sovyet cumhuriyetlerinden Türkçe konuşan birileri mutlaka çıkıyor.

ELBETTE KIZIL MEYDAN

Gezilecek o kadar çok yer var ki Moskova’da. Bu yerlerin başında GUM alışveriş merkezinden renkli soğana benzeyen kubbeleriyle Moskova’nın simgesi haline gelen Aziz Vasili Katedrali’ne kadar birçok tarihi yapıya ev sahipliği eden Kızıl Meydan geliyor. Rusçada kızıl, kırmızının yanı sıra güzel anlamına geliyor. Kızıl Meydan aslında Güzel Meydan bu nedenle. Bu güzel meydanın bir tarafında Kremlin Sarayı’nın duvarları boydan boya uzanırken onun karşısında GUM Alışveriş Merkezi bulunuyor.

1800’lerin sonunda yapılan GUM Alışveriş Merkezi Sovyetler döneminde devlet görevlilerinin ofisi olarak kullanılmış. Bugünse yine ilk günlerdeki gibi alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. Dünyanın önde gelen markalarının küçük mağazaları var burada. GUM ayrıca keyifli ama bir o kadar da yorucu bir Kızıl Meydan gezisi sonrasında yemek yemek ve bir şeyler içmek için ideal onlarca restoranla dolup taşıyor. Kızıl Meydan’ın diğer ucunda, 1555-1561 tarihleri arasında İvan tarafından yaptırılan Aziz Vasili Katedrali yükseliyor.

Katedralin önü, Moskova’nın en güzel manzaralarından birine sahip. Katedralin dışı da en az manzara kadar güzel. Hatta rivayete göre, İvan daha güzelini yapmasın diye katedralin mimarının gözlerine mil çektirmiş. Kızıl Meydan, dünyanın en hareketli meydanlarından biri. Her an dans eden ya da şarkı söyleyen birileri karşınıza çıkabiliyor. Meydan yaz-kış birçok festivale ve konsere ev sahipliği ediyor.

KREMLİN DUVARLARI

Kızıl Meydan’ın hemen batısında, 15. yüzyıldan kalma Kremlin duvarları başlıyor. Kremlin, Rusça’da kale anlamına geliyor. Silahhane, Su Kulesi ve Patrik Sarayı gibi görkemli yapıların yanı sıra birbirinden güzel kilise ve katedraller saray bahçesini süslüyor. 200 tonluk ağırlığıyla dünyanın en büyük çanı olan ama bir kere bile çalınamadan çatlayan Çar Çanı da burada.

Büyük Rus Çarlığı’nın elmaslarından Sibirya altınlarına kadar işlenmiş ve işlenmemiş muhteşem değerli taşların sergilendiği Devlet Elmas Müzesi de. Saraya girerken içeri kamera ya da cep telefonu sokamıyorsunuz. Girişte elektronik cihazlarınızı alıp dolaplara kaldırıyorlar ve çıkışta geri veriyorlar.

Ama Kremlin’in içindeki yapıları gezdikten sonra ağaçlarla kaplı batı duvarına doğru ilerleyin Adını Çar I. Aleksandr’dan alan Aleksandr Bahçeleri sizi bekliyor olacak. Bu meşhur bahçede İkinci Dünya Savaşı’nda ölen Sovyet askerleri için yapılan bir anıt var. Yeni evli çiftler, üzerinde “Adın bilinmez ama yaptıkların ölümsüz” yazan bu anıtı mutlaka ziyaret ediyor. Sizin de birkaç tanesine rastlayıp mutluluklarına tanık olmamanız işten bile değil.

BOLŞOY TİYATROSU

Kızıl Meydan’ın etrafındaki caddeler ve sokaklar, eski Rus mimarisinin izlerini taşıyor. Şehrin diğer bölgelerinin aksine buralardaki binalar birkaç katlı. Yollar da nispeten daha az şeritten oluşuyor. Rusça Büyük Tiyatro anlamına gelen Bolşoy Tiyatrosu, Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi ve Kurtarıcı İsa Katedrali, Kızıl Meydan’ın etrafını süsleyen bu caddeler üzerinde yer alıyor.

Zor da olsa son anda Bolşov’daki bir gösteriye bilet bulabilir ya da Puşkin Müzesi’ndeki eşsiz eserlerin keyfini çıkarabilirsiniz. Ya da 1930’larda Sovyetler Birliği’nin gücünü anlatmak için devasa heykellerle dolu, 10 bin kişilik bir propaganda alanına dönüştürülmek için yerle bir edilen Kurtarıcı İsa Katedrali’ne gidebilirsiniz.

Yüzlerce yıllık bina dümdüz edildikten sonra bu proje hayata geçirilememiş ve bu boş araziye devasa bir yüzme havuzu yapılmış. Sovyet rejimi yıkıldıktan sonra dönemin devlet başkanı Boris Yeltsin Rus halkından topladığı bağışlarla katedrali aslına uygun olarak sıfırdan yaptırmış. Katedralin gerek içi gerekse dışı, yıllara yayılan bu trajikomikliklerin izlerini taşıyor. En üst katından izlenebilecek Moskova manzarası ise söyleyecek söz bırakmıyor.

BİR TEKNE SEFASI

Kızıl Meydan ve çevresi bir güne sığdırılamayacak kadar güzel ve geniş. Ancak şehrin diğer yerlerini de panoramik olarak görmek isterseniz, Moskova Nehri üzerinde yapacağınız bir tekne yolculuğu tam size göre. Yaklaşık iki saat süren bu yolculuk esnasında Moskova’nın neredeyse bütün kilit yapılarının yanından geçiyorsunuz. Kızıl Meydanı bir de panoramik olarak görmek son derece keyifli.

Onun yanı sıra, bir söylentiye göre Amerika’nın keşfini kutlamak için sipariş edilen devasa Kristof Kolomb Heykeli’ni görüyorsunuz. Aynı rivayete göre Ruslar heykelin başını değiştirmiş ve Kolomb’un başını alıp yerine Çar Büyük Petro’nun kafasını koymuş. 25 metre yüksekliğindeki heykel bugün bu nedenle Büyük Petro Heykeli olarak biliniyor.

Tur esnasında birbirinin neredeyse aynısı birkaç büyük bina göreceksiniz. Moskova’da Gotik tarzda yapılmış bu binalardan yedi tane bulunuyor. “Stalin’in Yedi Kız Kardeşi” olarak anılan bu binaların biri bugün bir Rus bakanlığı olarak, bir diğeri otel olarak kullanılıyor. Diğerleri de kamu binaları olarak ya da şirketler tarafından kullanılıyor.

Moskova’nın serinletici rüzgârıyla birlikte ayrı bir keyifli olan tekne gezinizi, 120 hektarlık Gorki Park’ın oradaki iskelede sonlandırıp bu devasa parka dalmak iyi bir seçenek olabilir. Moskovalılar yaz-kış burada hayatın tadını çıkarıyor. Kışın kocaman kalpakları ve kürklerini bir kenara bırakıp buz pistlerinde kayıyorlar ya da buzdan heykeller yapıyorlar. Yazınsa konserlerle ve partilerle coşuyorlar. Parkın her köşesinde kitap okuyan, spor yapan ya da sohbet eden Ruslara rastlıyorsunuz.

Biraz daha vaktiniz varsa Arbad Caddesi’ni de ziyaret etmek isteyebilirsiniz. Moskova’nın İstiklal Caddesi olarak bilinen bu cadde, birbirinden güzel kafeteryalar, resim çizen sanatçılar ve hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu. Doğu’yla Batı’nın tam ortasındaki 11 milyon nüfuslu bu mağrur ama bir o kadar da eğlenceli şehir, bitmek bilmeyen kış geceleri ve yaz günleriyle kesinlikle gidilip görülmeyi hak ediyor.

MOSKOVA METROSU

İnşasına 1935’te başlanan Moskova Metrosu şimdilik 200’ü aşkın istasyona sahip. Moskova Metrosu’na indiğiniz anda muhteşem sanat eserleriyle dolu bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz. Kulağınızın pasını gideren muhteşem şarkılar da cabası.

KAYBOLMAMAK İÇİN

Moskova’da gezerken sakın dev Gotik binaları referans olarak almayın çünkü kaybolursunuz. Bu binalardan Moskova’da yedi tane var ve hepsi Stalin’in Yedi Kız Kardeşi olarak biliniyor.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.