Yazı: İpek Tanır Fotoğraflar: Mustafa Yılmaz
Mimaride Zirveye Konan Nokta: Alem
Cami mimarisinde dekoratif görüntüsüne rağmen çok önemli bir tamamlayıcı unsur aslında alemler. Bir mabedin zirvesine en anlamlı işareti kondurmak alem ustaları için mutlulukların en büyüğü.
Antikacılarda son dönemde en gözde objelerin başında alemler geliyor. Artık Klasik Osmanlı tarzında dekore edilen pek çok evde de alemler baş köşede yer alıyor. Koleksiyonerler için de farklı form ve biçimlerdeki alemler dikkate değer parçaların başında geliyor.
Bir mimari unsur olmanın ötesinde sanat eseri olarak da değer taşıyan ve Arapça’da “işaret, nişan, bayrak” anlamlarına gelen alem, sadece mabedlerin kubbelerine değil, minare külahlarına, mezarlık parmaklıkları ve sancak direklerinde de en yüksek noktaya takılır.
Cami mimarisinde dekoratif görüntüsüne rağmen çok önemli bir tamamlayıcı unsur aslında alemler. Kubbenin inşası bitirilip seren direği olarak adlandırılan direğin tepesine kurşun bağlandığında en üstte bir açıklık kalır. Bu açıklığın kapatılması ve içine su geçirmemesi için tam bu noktaya alem yerleştirilir. Bir tür kilit işlevi gören alem, kurşunların birleştiği yeri sıkıştırarak kubbe ve minarelerden yağmur suyunun sızmasını engellediği gibi rüzgar ve fırtına çıktığında kubbe üzerindeki kurşunların dağılmasını da önler. Alemi oluşturan bölümlerin her birine farklı adlar verilir. Örtüye oturan ve kaymasını önleyecek şekilde tepe kısmını örten alt bölüme kova denilir. Kovanın üstüne büyük küp, bilezik, armut, boyun, küçük küp ve hilal denilen parçalar yerleştirilir. Alemlerin hepsi Kabe’yi gösterecek şekilde konumlandırılır.
Camilerde görmeye alışkın olduğumuz alemler genellikle hilal şeklindedir. Oysa çok farklı formlar ve şekillerde de alemlere rastlamak mümkün. Boynuz, ay, ay yıldız, lale, zambak, yaprak, nal, mızrak ucu gibi şekilleri olan alemlerin en farklı ve ilgi çekici olanı ise Hz. Fatıma’nın elini temsil edenleridir.
HİTİTLERDEN OSMANLI’YA ALEM GELENEĞİ
Türklerde ilk alem örnekleri Orta Asya’da çadır tepelerinde ve tuğlarda görülür. Türklerden önce Hitit, Sümer, Asur, Mısır ve Fenikeliler’de de alem kullanılagelen bir semboldür. Orta Asya’daki Türkler tarafından gücü simgelediğine, nazar ve kötülüklerden koruduğuna inanılan alemler daha sonraki dönemlerde İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesiyle daha farklı anlamlar da kazanmaya başladı. Tasavvuf geleneğinde de Allah’ın isimleri ve Mevlevi sikkeleri alemlerde karşımıza çıkan sembollerdir.
Alemlerin doğal taşlardan yapılanları olduğu gibi bakır, tunç, pirinç gibi madenlerden de imal edilenleri vardır. Metal alemler çoğunlukla bakırcılık yapan ustaların maharetli ellerinden çıkar. Alem ustalığı geleneksel sanatların pek çoğu gibi babadan oğula, nesilden nesile aktarılan bir meslek. Her ne kadar pek çok yerde alemler artık makinelerle yapılsa da el yapımı alem yapan ustalar da geleneği devam ettirmeye çalışıyorlar. Bir mabedin zirvesine en anlamlı işareti kondurmak alem ustaları için mutlulukların en büyüğü. Son derece riskli bir iş olsa da ustaların pek çoğu alemleri kendi elleriyle kubbelere yerleştirir. Bir alem ustasının başarısı alemin dayanıklılığı ve alemin ölçüsünü mekana ne kadar uygun orantıladığına bakılarak değerlendirilir.
Çoğu kez alem ustaları ölçü yerine göz kararı kullanırlar. Bu da onların ne kadar maharetli olduklarının ispatı gibidir. Anadolu’nun pek çok yerinde sayıları gittikçe azalsa da dedelerinden, babalarından miras aldıklarını bugüne taşıyan ustalar bu incelikli sanatı sürdürmeye devam ediyorlar. Sandıklılı Hacı Süleyman Sallı, Bursalı Alem ustası Ayhan Savut, Amasya’da 75 yaşındaki alem ustası Burhan Özbakır çocukken başladıkları bu zanaata emek veren isimlerden sadece birkaç tanesi… Onlardan sonra alem yapan olur mu bilinmez ama alemlerle nokta koydukları eserler ayakta durduğu sürece onların ustalığı da hatırlanacak buna şüphe yok.