• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Aralık 2010

Yazı: Celaleddin Çelik İllüstrasyon: Necip Şahin

Belh’den Konya’ya

Mevlâna Celâleddin’in babası ve hocası Muhammed Bahâüddin Veled’in ailesiyle birlikte şimdi Afganistan sınırları içinde kalan Belh şehrinden yola çıkıp, Konya’da nihayetlenen o uzun göçünün izinden giderken Mevlâna’yı da daha yakından tanıma fırsatı bulduk.

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Belh’den Konya’ya

Bundan 800 yıl önce, iki önemli ticaret yolu vardı; biri Hindistan’dan gelen Baharat Yolu, diğeri ise Çin’den gelen İpek Yolu. İşte bu iki güzergâhın ilk defa kesiştikleri yerde meşhur bir şehir vardı, yeşillikler içinde bir rüya belde, Belh… Bu şehir, ticaret kervanları sayesinde çok dilli, çok kültürlü, zengin bir yerdi, iki yüz bin nüfusuyla Bağdat ve Şam’dan sonra en büyük şehirlerdendi. Maddi zenginlik ve bolluğun yanında pek çok cami, tekke ve yaklaşık yüz adet medresesiyle ilmin de merkeziydi. Buradan yetişen talebeler Bağdat’a, Şam’a, Kahire’ye hoca olarak gönderiliyordu.

***  Belh’in bir ünvanı da Ümmü’l Bilâd, yani beldelerin anası.

Belh’in en büyük medresesinde, devrin en meşhur âlimi ders veriyordu, Mevlâna Celâleddin’in babası Muhammed Bahâüddin Veled. Annesi Harizmşah Sarayı’ndan bir prenses, babası büyük bir din âlimi olan Bahâüddin’in soyu Hz. Ebûbekir’e dayanır.
Bir gece ilginç bir olay oldu; Belh’in üç yüz bilgini aynı gece, aynı rüyâyı gördüler. Rüyada Peygamber onlara Bahâüddin Veled’i göstererek: “Bu zâta bundan sonra Sultân’ül Ulemâ deyiniz” diyordu. O günden beri bu meşhur bilgin herkes tarafından Sultân’ül Ulemâ, yani “Bilginlerin Sultanı” diye anılacaktır.

Sultân’ül Ulemâ’yı çekemeyen bazı aşırı gruplar, devrin hükümdârı Sultan Tekiş’i “Bu zâtın binlerce seveni var, istese sizi tahttan indirir” diye kışkırttılar. Daha önce de Sultân’ül Ulemâ’nın dostu ve kendisi gibi Necmeddin Kübrâ’nın talebesi olan Mecdüddin Bağdâdî’yi böyle öldürtmüşlerdi.
Bu arada meşhur rüyânın görüldüğü yıl, yani 1207’de Sultân’ül Ulemâ’nın ikinci oğlu oldu, adını Celâleddin koydu, Muhammed Celâleddin; sonsuza kadar yanacak aşk kandili, Mevlâna…
Bu arada Moğol baskısı altında ezilen, ticaret yolları kesilen Belh’de refah ve huzur, yerini fakirlik ve kargaşaya bırakmıştı. Zaten şehirde huzuru kalmamış olan Sultân’ül Ulemâ da hacca gitmeye karar verdi.

*** Bir beldede iki sultan olmaz…

Sultân’ül Ulemâ hac niyetiyle yol hazırlığına başlıyordu, ama bunun dönüşü olmayan bir yolculuk olduğu belliydi… Çünkü Bilginlerin Sultanı hane halkı, akrabaları, talebeleri yanında en büyük varlığı olan kitaplarını da hazırlatıyor, binlerce cilt kitabı yüzlerce sandık içinde onlarca deveye yükletiyordu…
Göç kafilesindeki küçük Celâleddin henüz beş yaşında, ve başta anneannesi olmak üzere sevdiği birçok şeyi arkasında bırakıp çıktığı bu yolculukta ayrılık acısını ilk kez yüreğinde tatmaktadır…

*** Dinle neyden, duy hikâyet eyliyor, ayrılıklardan şikâyet eyliyor.

1212’de Belh’den ayrılan yaklaşık yetmiş kişilik kafilenin ilk durağı Nişâbur oldu. Sultân’ül Ulemâ burada yakın dostu, meşhur mutasavvıf Ferîdüddin Attâr (1120-1229) ile görüştü. O sırada beş yaşındaki Celâleddin’i gören Attâr, kafileyi Bağdat’a uğurlarken arkalarından “Bir nehir, koca bir deryâyı ardına takmış, götürüyor” diyerek babayı nehre, çocuğu ise koca bir denize benzetti.

*** Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyâr olmaz.

Bağdat girişinde Halife bizzat misafirlerini karşıladıktan sonra onları sarayında ağırlamaya davet eder, Sultân’ül Ulemâ “İlim ehline medresede kalmak münasiptir” diyerek teklifi reddeder ve Mustansıriyye Medresesi’ne yerleşirler. Hediyeler, ikramlar, paraların hiçbiri kabul edilmeyerek ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Bütün Bağdat’ı gözyaşları içinde bırakan muhteşem bir vaazın ardından ısrarlara rağmen hac niyetiyle yola çıktıklarını hatırlatarak Bağdat’tan ayrıldılar, Mekke’ye giderek haclarını yaptılar, oradan Medine-i Münevvere’ye geçerek Hz. Peygamber’i ziyaret ettiler.
Medine’den Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmek üzere Kudüs’e geçtiler.

*** Allah, yurdumuzun Diyâr-ı Rûm olmasını irade ediyor.

Yolculuk Kudüs’te de bitmeyecekti, Şam’a gidip bir başka büyükle, Muhiddin-i Arabî ile görüştüler. Kışı orada geçirdiler, bahar geldiğinde Şam Emîri kalmalarını rica etti, Sultân’ül Ulemâ ise “Allah yurdumuzun Diyâr-ı Rûm (Anadolu) olmasını irade ediyor” diyerek Hama, Humus üzerinden Halep’e, oradan da Malatya’ya geçti. Sultân’ül Ulemâ Malatya’da dört yıl ders okuttu.

Erzincan Emîri’nin davetiyle iki yıl Akşehir’de kaldıktan sonra Sivas, Kayseri, Niğde üzerinden geçerek 1222 yılında Lârende’ye (Karaman) varıyorlar. Burada yeni bir medrese inşa ediliyor, Mevlâna Celâleddin ise yolculukları boyunca devam ettiği derslerine burada da aşkla sarılıyor. Göç kafilesinden çok sevdikleri bir dostun kızı olan Gevher Hatun’la da 1225 yılında burada evlenir. Ardından hazin günler gelir; önce sevgili annesini, sonra ağabeyini ve kayınvalidesini kaybeder. İlk kez Belh’den ayrılırken şiddetle hissettiği ayrılık ve yalnızlığı yine tatmaktadır.

***İsterim, aşk göz göz etsin sîneni, söylerim, dert neymiş, anlarsın beni.

Mevlâna Celâleddin’in iki de oğlu olur Lârende’de. Büyük oğluna muhterem babasının adını verir; Veled. İki yıl sonra doğan küçük oğluna ise rahmetli ağabeyinin adını verir; Alâeddin.

Selçuklular Alâeddin Keykûbâd idaresinde tarihinin en parlak zamanını yaşamaktadır o sırada. Alâeddin Keykûbâd, Sultân’ül Ulemâ’yı başkente; Konya’ya davet eder. Yine saraya davet edilen, ikramlara boğulan Sultân’ül Ulemâ hiçbirini kabul etmez, medreseye yerleşirler.
Konya’da hocalığa devam eden ve binlerce insan yetiştiren Sultân’ül Ulemâ ebedî âleme muhteşem bir cenaze merasimiyle uğurlanır.

*** Ey fakih sen Allah’a yakın olmak için aşkı öğren.
Çünkü ölümden sonra helâl, haram, farz, vacip kalmaz.

Sultân’ül Ulemâ’nın vefatından sonra sevenleri “Mevlâna”; yani “Efendimiz” dedikleri Celâleddin’in etrafında toplandılar. Genç yaşında üstün bir eğitimle devrin bütün ilimlerine hâkim olan Mevlâna da bu vazifeyi hakkıyla yerine getirdi.

Mevlâna’yı mânevî anlamda tutuşturan, kemâle erdiren zât olarak genelde sadece Tebrizli Şems anılır. Bu büyük ve ele avuca sığmaz velî, şüphesiz Hz. Mevlâna’nın hayatındaki en önemli şahsiyetlerdendir. Ancak, O’nun hayatının her safhasında aşk ve muhabbetini temerküz ettirdiği bir hemdemi, sırdaşı olmuştur.

*** Hz. Mevlâna’yı anarken sadece Tebrizli Şems ile değil, bütün hemdemleriyle beraber anmak vefâ gereğidir.

Sırasıyla bakarsak; Mevlâna Celâleddin-i Rûmî önce babası Sultân’ül Ulemâ, onun vefâtından sonra Kayseri’den Mevlâna’yı yetiştirmek için gelen Seyyid Burhâneddin Tirmizî, sonra ulu velî Şems-i Tebrizî, Şems’in gidişinden sonra ise Selâhaddin-i Zerkûbî ile hemdem olmuştur. Sonsuz ve yüce aşkını onda yoğunlaştırmış, mânevî gıdalanmasını onun sohbetinde sürdürmüştür. Selâhaddin’in 1258’deki vefatında Mevlâna şu mersiyeyi okur:

Ey firkatinle yerin de göklerin de ağladığı sevgili,
Şu gönlüm kan içinde, kalbim kan ağlıyor sana
Hem akıl ağlıyor, hem cân ağlıyor sana
Senin yerini tutacak kimse yok bu dünyâda,
Hem bu dünya ağlıyor, hem öbür dünya sana
Hz. Mevlâna gazellerden oluşan Divân-ı Kebîr’ini bu vecd içinde yazdı. Bu şiirlerde “Şems” mahlâsını kullandı, çünkü onunla iki ayrı varlık değildi artık.

Selâhaddin’den sonraki sırdaşı, Mevlâna’nın “Hak Ziyâsı (Işığı)” dediği Hüsameddin Çelebi, O’ndan halkın anlayabileceği seviyede bir eser yazmasını rica eder. Bu rica üzerine Hz. Mevlâna mübarek sarığının arasından üstünde kendi el yazısıyla şu satırların olduğu bir kâğıt çıkararak okumaya başlar:
Bişnev in nây çün hikâyet mîküned,

Ez cüdâyihâ, şikâyet mîküned
(Dinle neyden, duy hikâyet eyliyor,
Ayrılıklardan şikâyet eyliyor)

Ve Mesnevî-i Şerif doğar. Mevlâna Mesnevî’sini “Sen olmasan, bu kitap olmazdı” dediği Hüsameddin’e ithâf eder ve bu en büyük eserinin adını Hüsâminâme koyar. Hüsameddin Çelebi’nin ardından Hz. Mevlâna’ya tam mânasıyla bir hayr’ül halef (hayırlı evlât) olan büyük oğlu Sultan Veled, babasına hem sırdaş, hem vâris olmuştur.
Hz. Peygamber’in hayatındaki en önemli olaylardan biri hicrettir. Hz. Mevlâna da babasıyla beraber Mekke’leri olan Belh’ten, Medîne’leri olan Konya’ya hicretleriyle, nice hikmetleri taşıyarak bu topraklara gelmişlerdir. Onlar Belh’ten kanatlanan iki güvercindi, kondukları bu diyardan da bütün dünyaya ebediyen nur saçmaya devam edecekler.



KONYA’DA GÜL AÇAN BELH GONCASI

MESNEVİ’NİN İLK 18 BEYTİ

Dinle neyden, duy hikâyet eyliyor;
Ayrılıklardan şikâyet eyliyor.
Der: Kamıştım, bağrımı el dağladı.
Her duyan feryâdımı hep ağladı.
İsterim; aşk göz göz etsin sîneni,
Söylerim; dert neymiş, anlarsın beni.
Bir garip, düşmüşse yurdundan cüdâ.
Yurduna dönmek diler, her dâimâ.
Her kesimden halk içinde ağladım.
Arlı, arsız seçmedim, bel bağladım.
Sandılar onlar bana yâr oldular;
Sırlarımdan da haberdâr oldular.
Âh-u zârımdan değil sırrım uzak,
Gözde fer ister ve sağlam bir kulak.
Tendedir can, ten ve cân ayrı değil.
Cânı görmek, kimsenin kârı değil.
Yel değil, âteş bu nâyın nâlesi,
Kimde âteş yoksa, vîran hânesi.
Aşka düştü, odlara tutuştu ney,
Aşka düştü, aşk yüzünden coştu mey.
Yardan ayrılmışa ney, sırdâş olur,
Perdeler yırtar, visâle yol bulur.
Çünkü ney, hem bir zehir, hem panzehir!
Sırdaş amma, yîne her dem özlenir!
Ney verir hep kanlı yollardan haber.
Nîce bin çılgınca aşktan bahseder.
Aşkı yoklar, akla hâldaş olmadı.
Dil, kulaktan başka sırdaş bulmadı.
Gam yüzünden günlerim ûzar gider.
Gün ve dert yoldaş olur, bîzâr gider.
Böyledir, günler geçer, yıllar biter.
Ey temiz dost’ Sen yaşa, var ol, yeter!
Canlılar kanmış suya, kanmaz balık,
Geç gelir kısmetsize nîmet, yazık!
Olgunun hâlinden anlar sanma, ham.
Söz uzar, kesmek gerektir, vesselâm!

Farsçadan Türkçeye nazmen tercüme: Doç. Dr. Emin Işık.
Rhymed translation from Persian to Turkish:
Assoc. Prof. Dr. Emin Işık.
Doç. Dr. Emin Işık’ın Belh’in Güvercinleri adlı kitabı Mesnevi konusunda önemli başvuru kaynakları arasında yer alıyor.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.