• Click For English
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Yardım
  • Site Haritası

AnadoluJet Magazin - Şubat 2012

Yazı: Melih Uslu, Fotoğraf: Barış Hasan Bedir

Panoramik Ege: Bergama

İzmir’e yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Bergama’nın her adımı sürprizlerle dolu. Karakteristik bir Ege yerleşimi olan ilçeyi keşfettikçe, Bergama’nın sadece tarihten ibaret olmadığını, yöreye özgü doğası, lezzetleri ve renkleriyle çok farklı bir coğrafyaya geldiğini hissediyor insan.

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Panoramik Ege: Bergama

Şifanin merkezi
Çandarlı Körfezi’ne dökülen Bakırçay, binlerce yıldan beri uygarlıkları öylesine beslemiş ki, havzasında yer alan tüm şehirler sanattan, kültürden ve medeniyetin gücünden nasiplenmiş. Bakırçay’ın kolları arasında yer alan Bergama’da tarihte her biri diğerinin kalıntıları üzerinde yükselen beş farklı şehir kurulmuş. Bugünkü Akropol kalıntılarının bulunduğu 330 metrelik bir tepeye kurulan şehir, önce Perslerin sonra Büyük İskender’in hâkimiyetine girmiş. Pek çok kez el değiştiren bölge, M.Ö. 2. yüzyılda görkemli bir uygarlığa dönüşmüş. Bergama Krallığı, altın çağını yaşadığı bu dönemde bir kültür ve sanat merkezi olarak anılmış. Bergama’nın insanlık tarihine ilk armağanı ise parşömen kâğıdı. Hayvan derisinden yapılan bir tür kâğıt olan parşömenin keşfi sayesinde Bergama, İskenderiye’yi bile geride bırakan bir kütüphaneye sahip olmuş.

Roma idaresi altında yaşanan nüfus artışıyla birlikte ovaya yayılan şehir, Bizans yönetiminin ardından Türk egemenliğine girmiş. Günümüzde, tipik bir Ege yerleşimi görünümündeki Bergama’da geziye başlamak için en iyi nokta, Akropol. Zeus Sunağı, Athena Tapınağı, Bergama Kütüphanesi ve Dionysos Tapınağı sadece yürüyüş mesafesinde. Dünyanın en dik antik amfi tiyatrosu ise Yukarı Agora’da. Tiyatronun taş basamaklarından Bergama Ovası’nı izlemek ise çok keyifli. Akropolis’ten şehre inen Kral Yolu, Aşağı Agora’ya kadar uzanıyor. Kalıntıları izleyerek şehrin içine doğru girince, Bazilika da denilen meşhur Kızıl Avlu ile karşılaşıyoruz. Anadolu’daki en eski yedi kiliseden biri olarak anılan Bazilika, tasarımı ve dev boyutlarıyla görülmeye değer. Kentin batısındaki Asklepion da Bergama’nın hazinelerinden biri. Antik tiyatro, havuz ve klinikler dışında burada üç tapınak daha var. Tıp ve eczacılığın simgesi kıvrımlı yılan figürünün ilk kez görüldüğü yer olan Asklepion, sağlık alanında tarihteki pek çok ilkin de adresi.

Çal bir Bergama!
Bergama’yı sindirerek gezmek için en az iki gün ayırmak gerekiyor. İlçenin renkler ve sesler ambarını andıran sokakları ise sürprizlerle dolu. Her köşenin ardında koşan bir çocuk, yokuşu tırmanan yaşlı bir dede ya da ahşap kapılı, süslü tokmaklı eski bir evle karşılaşmak mümkün. Tepelere doğru tırmanan arnavutkaldırımı sokaklar, rengârenk boyalı evleriyle yakın geçmişin aynası gibi… Büyük Alan adı verilen meydan, zamanın adeta durduğu büyülü bir mekân. Eski Kız Meslek Lisesi ve Küplü Hamam bölgenin dikkat çekici yapılarından. Asklepion’a 10 dakika mesafedeki Atmaca Mahallesi sakinlerinin çoğu müzisyen. Türkiye’nin önde gelen klarnetçilerinden Hüsnü Şenlendirici de Bergamalı. Atmaca Mahallesi’nde yaşam hemen her zaman renkli ve hareketli. Son yıllarda turistler de keşfetmiş mahalleyi.Kozak Yaylaları’nı görmeden Bergama’yı tanımış olamazsınız. Şehir merkezinden Kozak yoluna saptıktan sonra fıstıkçamı ormanlarının arasına dağılmış yayla köyleri birer yağlıboya tablosu sanki. Ayvalık’a kadar uzanan Kozak Yolu, doğa tutkunlarının kaçırmaması gereken bir rota sunuyor. Bergama çıkışında, önce tarihi bir su kemerinin manzarasıyla karşılaşacağınız yol boyunca, karaçamlar ve piknik alanları eşliğinde irtifa yavaş yavaş artıyor. Yaklaşık 900 metre yüksekliğe ulaştıktan sonra Kozak Yaylaları, sarı - yeşil bir havuz gibi seriliyor önünüzde.

Kozak mevkiindeki köylerden Demircidere, yayla turizmine yatkınlığı, Aşağıcuma ve Yukarıbey ise doğal zenginlikleri ile dikkat çekiyor. Fıstıkçamı, civar köyler için önemli bir geçim kaynağı. Çevredeki maden ocaklarından çıkarılan granit bloklar, Avrupa’ya ihraç ediliyor. Dört mevsim ayrı güzelliklere bürünen Kozak Yaylaları, ziyaretçilerine doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, bitki ve kuş gözlemi gibi olanaklar sunuyor. Yörenin dillere destan düğünlerinden birine rastlarsanız, Bergama’yı daha çok seveceğinizden kuşkunuz olmasın. Şanslıyız, akşamüstü saatlerinde bir köy düğününe rastlıyoruz. Damat evi, yerel müzisyenlerin gelişiyle şenleniyor. Sağdıçlar, çalgıcılara “çal bir Bergama” şeklinde seslenince, Ege’nin zeybek havaları eşliğinde, giderek hızlanan bir dans başlıyor. Müzik eşliğinde türküler söylenmesi, oyunlar oynanması ve geline hediyeler verilmesi adetten. Yöre ezgileri kulaklarımızda çınlarken veda ettiğimiz Bergama’nın çok farklı bir tadı olduğunu duyumsuyoruz.

Copyright © AnadoluJet. Tüm hakları saklıdır.